Fıkhî Açıdan Tekâfül (İslami Sigorta)

YARDIMLAŞMA SİGORTALARININ HARAM UNSURLARLA MÜNASEBETİ

1.Yardımlaşma sigortasında faiz unsuru:

Faiz, mal karşılıklı ticari bir akitte, karşılıksız kalan bedel olarak tanımlanmaktadır. Yani faiz, mal bedelli akitlerde bahis mevzu edilmektedir. Yardımlaşma sigortası bir teberru akdidir. Dolayısıyla, faizin cari olduğu bir saha değildir.

Ticari sigortalar bir ticaret akit olduğu için, verilenle alınan (prim-tazminat) arasında cari olan fazlalık, faiz olarak görülmüştür. Burada ise, akdin bu özelliği (teberru akdi) akdi faizden koruyan bir unsurdur. Bu nedenle, yardımlaşma sigortalarında mevcut olan fazlalık, mutlak olsun veya gecikmeden dolayı olsun, faiz kabul edilmemelidir. Zira akit bir ticaret akdi değildir.

Nitekim 1978 yılında Mekke’de yapılan İslam Fıkhı toplantısında, icma ile yardımlaşma sigortasının caiz olduğuna karar verilmiştir. Kararlar arasında, bu akdin (sigortanın) her iki haliyle de (fazlalık ve gecikme) faizden uzak olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, bu sigortalar akile sistemine benzetilerek, yardımlaşma sigortalarında, üyenin verdiğinden fazla almış olmasının faiz telakki edilemeyeceği belirtilmiştir.

Yardımlaşma sigortalarının özünde faiz bulunmadığı gibi, faizli her türlü muameleden de kaçınılmıştır. Örneğin; üyelerin aidatlarını zamanında ödememesi halinde, gecikme faizi ile birlikte ödeme mecburiyeti yoktur. Aidatları zamanında ödetebilmek için meşru çarelere başvurulmaktadır.

Yardımlaşma sigorta şirketi, sandıkta biriken ve bulundurması gerekenden fazla meblağı, faizli hiçbir işletmede çalıştıramamakta ve faizli hiçbir ortaklığa girememektedir. Bunun yanında, üyelerin lehine gelir getirebilmek için, meşru yollardan paranın çalıştırılması sağlanmaktadır. Yardımlaşma sigortası, faizli borç vermediği gibi, üyelerine vereceği borçlardan da faiz alamamaktadır.

2.Yardımlaşma sigortasında garar unsuru:

Garar; akdin kesin olmayan şüpheli veya muhtemel bir unsura veya hususa dayanması ve bağlı bulunmasıdır. İslam hukuku kaynaklarının belirttiğine göre, bedelli olmayan akitlerde (hibe, kefalet, teberru… gibi), çoğunluğa göre, gararın etkisi yoktur.

Bedelli, fakat karşılığı maldan başka bir şey olan akitlerde gararın etkisi ise ihtilaflıdır. Dikkate alınan unsura göre hüküm değişmektedir. Bunun için İmam Malik (ö. 176/795), bu türlü akitlerde orta yolu tutmuş ve az gararın caiz, çoğunun ise caiz olmadığını söylemiştir.

Yardımlaşma sigortası, en dar ifade ile bir mal dışı bedelli akittir. Mal karşılıklı bir akit olmadığı için, bir takım bilinmezlikler burada affedilmiştir.

Bilindiği gibi; bu sigortanın asıl amacı yardımlaşmadır. Yardımlaşmaya katkıda bulunanın verdiğini aynı ile alamama veya daha fazla alma ihtimalinin bulunması, garar görülmemelidir. Zira burada amaç karşılık alabilmek değildir. Karşılık beklemeden, teberru niyeti ile yardımlaşmaya iştirak eden kişinin, verdiğine bir karşılık alamaması bir tehlike değildir.

Mal ve mes’uliyet sigortalarında, sigortalıya verilecek tazminatın, primlerden geri kalan kısmı, üyelerin bir yardımı şeklindedir. Farkın ne kadar olacağı bir bilinmezlik ifade ediyor görünse de, kefalet yolu ile burasını diğer üyeler taahhüt etmişler, yani hibe edeceklerine söz vermişlerdir. Bazı mezheplerce de, kefil olunan miktarın bilinmemesi, kefalet akdini batıl kılmamaktadır. Bir başka ifade ile kefalet akdinde, kefil olunacak şeyin bilinmesi şart değildir.

Yardımlaşma sigortasındaki hayat sigortası hizmetinde, ya borç şeklinde vereselere tazminat veriliyor veya diğer üyelerin yardımı şeklinde, primle tazminat arasındaki fark ödeniyordu. Burada bir bilinmezlik görülüyor ise de, bu da, kefalet akdi yardımı ile giderilmiş olup, bu hal sigorta akdini fesattan kurtarmaktadır.

Tüm bunların yanında, yardımlaşma sigortası akdinde, belki çok az oranda garar mevcut bulunabilir. Ancak bu nevi gararın, ticari akitlerde bile affedildiği âlimlerin ittifak ettiği bir husustur.

3. Yardımlaşma sigortasında kumar unsuru:

Beşeri hukukta, bir akdin kumar sayılabilmesi için, kumar niyetinin, en azından taraflardan birinde bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yardımlaşma sigortasında ve hatta ticari sigortalarda, kumar unsuru mevcut değildir. Zira üyelerin böyle bir niyeti yoktur.

İslam hukukunda ise, kumar akitlerinin şumulü çok geniş tutulmuş ve gararlı akitler bile, kumar nevi sayılmıştır.

Bu açıdan yardımlaşma sigortalarına bakıldığında da onlarda kumar unsurunun olmadığı görülmektedir. Zira kumar, gararın olduğu yerde mevcut olmaktadır. Garar unsuru da, mal karşılıklı akitlerde, yani alış veriş gibi ticari akitlerde cari olabilmektedir veya bu akitlere tesir etmektedir. Bunun yanında, teberru ve yardımlaşma akitlerinde ise, gararın aranması doğru değildir.

Öyle ise, denebilir ki, garar bir akdin kumar sayılabilmesi için gerek şarttır, yeter şart değildir. Yani akdin kumar akdi olması için, gararın yanında, akdin ticari bir akit olma özelliği de aranmaktadır. Bu iki unsur, yardımlaşma sigortalarında birleşmediğine göre, bu sigortalar bir kumar akdi değildir.

Tekrar ifade edelim ki, yardımlaşma sigortası, nev’i şahsına has bir teberrudur. Burada, yardımlaşmaya katılanın yardıma muhtaç olduğunda, verdiğinden fazla alacak olması ihtimali, kumar şeklinde değerlendirilmemelidir.

4. Yardımlaşma sigortasında fesat şartları:

Bu sigorta, İslami esaslara uygun düşmeyen tüm fasit şartlardan uzak bulunmaktadır. Yani koşulacak şartların İslami esaslar çerçevesini aşmaması gerekmektedir. Örneğin; sigorta aidatlarını zamanında ödemeyen üyelerin, gecikme faizi ile birlikte ödeyeceği şeklinde bir şart bulunmamaktadır ve yasaklanan faizi ihtiva etmiş olması nedeniyle, öyle bir şartın koşulmasına da müsaade edilmeyecektir.

Mes’uliyet sigortasında, sigortalanan olay, sigortalının hatasından dolayı vuku bulmasına rağmen, sigortalının mes’uliyetini inkâr etmesi şartı da, İslami olmadığı için, bu akitte mevcut değildir.

Yardımlaşma sigortalarında, İslami hükümlere uymayan (fasit) şartlar muteber görülmemektedir. Bir diğer ifade ile bu akit tüm fasit şartlardan uzak bulunmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*