“Vakıf Katılım Bankası” Kararı Resmileşti

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) Vakıf Katılım Bankası A.Ş adlı yeni birkatılım bankası kurulmasına izin veren kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kararda kurucu ortaklar Mazbut Vakıflar Adına T.C Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Bayezid Han-ı Sani (II. Bayezit) Vakfı, Mahmud Han-ı Evvel bin Mustafa Han (I. Mahmut) Vakfı, Mahmud Han-ı Sani bin Abdülhamid Han-ı Evvel (II. Mahmut) Vakfı ve Murad Paşa bin Abdusselam (Murat Paşa) Vakfı tarafından kurulan Vakıf Katılım Bankası A.Ş’nin sermayesinin 300 milyon ABD Doları karşılığı Türk Lirası olacağı kaydedildi.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 3

İslâmî sigortacılığın kooperatifler vasıtasıyla ‘mütüel-tekâfül’ şeklinde yapılabilmesine ülkemizde mevcut mevzûâtın müsait bulunduğunu bundan önceki yazıda ifade etmiştik.

Şirket, vakıf ve bağımsız sandık (fon) kurarak İslâmî sigortacılık yapabilmek için mevzûatta değişiklik yapılması gerektiğini de kaydettik. Yürürlükte olan mevzûât, bir yandan sigorta şirketlerinin sigorta işleminden başka bir faaliyette bulunmasına izin vermiyor, diğer yandan ‘karşılıklı teberru ve dayanışma’ esasına dayalı sigortanın ancak kooperatifler tarafından yapılabileceğini söylüyor. Halbuki İslâmî sigortanın vakıflar ve şirketler tarafından da yapılabilmesi için bu sınırlamaların kaldırılması gerekiyor; çünkü aşağıda kısaca örneklerini vereceğimiz İslâmî sigorta şekillerinde ‘fonda toplanan para’ ile ticaret ve yatırım yapılabilmesine, bu paranın atıl kalmamasına, fona katılan sigortalıların malik oldukları bu paranın hem nemasını hem de ayrılmak isterlerse bakıyye paralarını alabilme haklarının tanınmasına ihtiyaç vardır.

Vakıf şekli:

Bu maksatla kurulmuş bir vakıf bir sigorta fonu tesisi eder. Sigortalı olmak isteyenler bu fona, yönetmelikte açıklanan kurallara göre teberruda bulunurlar. Bu teberrular vakfın mülkiyetine geçer, ama ‘vakıf malı’ olmaz. Bu sebeple hem bir şirket aracılığı ile nemalandırılabilir, hem de buradan hasarlar ödenir, hatta kalan para sigortaya katılanlara tevzi de edilebilir.

Şirket şekli:

Daha yaygın olan şirket şeklindeki İslâmî sigortacılıkta şirketin iki işlevi vardır: 1. Sigorta fonunda toplanan parayı, mudarabe ortaklığı yoluyla meşru ticaret, yatırım ve üretimde nemalandırır. Bu ortaklığın özelliği, işletmenin bir tarafa, sermayenin diğer tarafa ait olmasıdır. İşletmeden kâr oluşursa şirket, mudârib ortak olarak bundan payını alır. 2. Şirket ya belli bir ücret karşılığında veya parasız/meccâni olarak sigorta fonunu yönetir. Hesapları tutar, taksitleri toplar, hasarları öder, şirket kâr etmiş ise karara göre kârı sigortalıların hesabına geçirir veya dağıtır, sigortadan ayrılmak isteyenlere hesaptaki bakıyelerini öder…

İslâmî sigortada fon, hasarları karşılayamazsa şirketin tamamlama borcu yoktur; çünkü sigorta fonunun sahibi, karşılıklı olarak hasarı ödeme teahhüdünde bulunan şirket değil, sigortalılardır. Bu sebeple ya ödünç para alınıp gelecek yıllarda ödenir veya sigortalılardan ek ödeme talep edilir.

Sigorta şirketlerinin bir üst sigorta ile ‘üst sigorta akdi:reasürans sözleşmesi’ yapmaları da caizdir. Reasürans şirketlerinin de islâmî kurallara göre çalışıyor olması gerekir. Eğer böyle bir reasürans şirketi bulunmazsa bir yandan Müslümanlar bunu gerçekleştirmeye çalışmalı, bir yandan da ihtiyaca binaen mevcut şirketlerle çalışmalı, ama bu reasürans şirketleri meşru/helal olmayan bir kaynaktan ödeme yaparlarsa bunu yoksullara dağıtmalıdır.

İster kooperatif, ister şirket ve fon yoluyla uygulanacak İslâmî sigortacılık gerçekleşirse hem meşru, hem de maddî ve manevi yönlerden daha avantajlı olduğu için büyük ilgi görecek ve ülkeye bereket getirecektir.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 2

İslâmî sigorta sisteminin temel kuralı, sigortacı ile sigortalının karşılıklı olarak aynı yükümlülük ve garanti çerçevesine dahi olmaları, sigortalı olmak için yatırılan meblağın karşılıklı teberru olması ve sigortayı yönetenlerin primlere malik olmamasıdır.

Bu sistem, ileride biraz detay bilgiler de vereceğim dört kuruluş ile gerçekleşmektedir: Şirket, sandık, vakıf ve kooperatif. Aşağıda, Sayın Yusuf Üstün’ün makalesinden alarak verdiğim bilgilerden anlaşılan odur ki, mevcut mevzuata göre ülkemizde ancak ‘kooperatif’ ile İslami sigortacılık yapılabilecektir. Şirket, sandık ve vakıf yoluyla islamî sigortacılık yapabilmek için kanun çıkarmak ve mevcut ilgili kanunlarda değişiklik yapmak gerekmektedir.

Mevcut yasal düzenlemelerin uygunluğu:

Ülkemizde sigortacılık faaliyetleri yakın bir zamana kadar ancak anonim şirket şeklinde kurulacak sermaye şirketlerince yapılabilir iken, 2007 yılında yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile bu şirket türüne kooperatifler de ilave edilmiştir. Bu ilave sigortacılık mevzuatımızın aynı zamanda AB müktesebatına uyum sürecinin bir gereği olarak da karşımıza çıkmıştır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun ‘Sigorta şirketlerinin ve reasürans şirketlerinin kuruluşu’ başlıklı 3’üncü maddesinde;

‘MADDE 3 – (1) Türkiye’de faaliyet gösterecek sigorta şirketleri ile reasürans şirketlerinin anonim şirket veya kooperatif şeklinde kurulmuş olması şarttır. Sigorta şirketleri ve reasürans şirketleri, sigortacılık işlemleri ve bunlarla doğrudan bağlantısı bulunan işler dışında başka işle iştigal edemez.

(3) Üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapmayan kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;

a) Mütüel (karşılıklı) sigortacılık yapması,

b) Ortak sayısının ikiyüzden az olmaması,

c) Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi, zorunludur.’

denilmektedir.

Ayrıca, 2011 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ‘Karşılıklı sigorta’ başlıklı 1402’nci maddesinde;

‘(1) Birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi birinin, belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir. ‘

denilmekte ve ‘mütüel sigortacılık, karşılıklı sigortacılık, kooperatif sigortacılığı veya tekafül’ olarak adlandırılabilecek sigortacılık faaliyetlerinin ancak kooperatif model ile yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Kaldı ki, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun henüz ilk maddesinde kooperatif tarif edilirken;

‘Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.’

denilmekte ve bir kooperatif organizasyonunun olmazsa olmazı ‘karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve kefalet’ vurgusu bir daha karşımıza çıkmaktadır.

Gelecek yazılarda diğer islâmî sigorta şekilleri ve kuruluşları hakkında bilgi verip hükümetten hukuki altyapıyı oluşturması talebinde bulunacağım. Ancak yukarıda verilen bilgilerden hareketle uygun kooperatiflerin hiç vakit kaybetmeden ‘mütüel sigorta (tekâfül)’ faaliyetini başlatmalarını hararetle tavsiye ediyor ve bekliyorum.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 1

Ünlü ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. Hayreddin Karaman Yeni Şafak gazetesindeki sütununda Tekâfül ve kooperatif sigortacılık mevzularında bir makale kaleme aldı. Bu mevzudaki makalelerinin devamının da geleceğini belirten Karaman’ın yazısını istifadenize sunuyoruz.

‘Mal canın yongasıdır’ derler; doğru sözdür; bu yüzden olmalıdır ki, canı korumayı ilke edinen İslam, diğer bazı değerler yanında, helal yoldan kazanılmış ve üzerine yüklenen zekat, vergi, karz-ı hasen gibi borçları da ödenmiş malı korumayı maksatlardan biri kılmıştır.

Malın çeşitlerine göre kayıp ve zarara uğrama ihtimalleri değişik olmakla beraber üründen haneye kadar her malın zarara uğraması veya tamamen kaybedilmesi riski vardır. Böyle bir zarar gerçekleştiğinde maruz kalanın altından kalkması, daha önce alıştığı meşru hayatı devam ettirmesi mümkün olmayabilir. İşte bu yüzden milattan önceki iki binli yıllardan beri insanlar, mal kaybı riskine karşı tedbirler düşünmüşler, sigorta da bunlardan bir olarak ortaya çıkmıştır.

Özellikle kapitalist düşünce ‘sinekten yağ çıkarma’ peşinde olduğu için insanların bu hassasiyet ve ihtiyaçlarını da kazanca çevirmenin yolunu bulmuş ve dünyada yaygın olan ‘ticari veya primli sigorta’ şeklini icad etmiştir. Bu şekil sigortayı genellikle şirketler yürütür, malını sigorta ettirmek isteyenden yıllık prim tahsil eder, bu primler sigorta şirketinin malı olur, prim ödeyen sigortalıya da, sigorta konusu malı zarara uğrarsa onu telafi etmeyi taahhüt eder. İhtimal gerçekleşmezse sigortalının parası yanar, sigortacı -reassürans şirketleri vasıtasıyla işi garantiye aldığı için- hemen daima kazanır ve bu zincir böylece devam eder gider.

İslam bu ihtiyacın bir kazanç vasıtası olmasına razı olmamış, karşılıklı yardımlaşma ve teberru (bağış) yoluyla ihtiyacın karşılanmasını tercih etmiştir.

Peki bu karşılıklı yardımlaşma (tekâfül) nasıl ve hangi kurum ve kuruluşlar aracılığı ile gerçekleşecek?

Binlerce karşılıklı sigortalıdan teberruları toplayacak, koruyacak, zararları ödeyecek, toplanan yetmezse ek kaynak temin edecek, artarsa verenlere iade edecek, uygulamalardan biri olarak toplanan paraları helal getirisi olan işlerde nemalandıracak… kurum ve kuruluşlara ihtiyaç olacağı aşikârdır.

Bu ihtiyaca cevap vermek üzere şirketler, vakıflar ve kooperatiflerden söz edilmiş ve bunların bir kısmı İslam dünyasında uygulanmaya başlamıştır.

Bu yazıda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi Sayın Yusuf Üstün’ün bir çalışmasından da yararlanarak kooperatif (mütüel, karşılıklı) sigorta çeşidini özetleyeceğim, sonraki yazılarda da diğer çeşitlerden söz edeceğim.

Sayın Üstün diyor ki:

‘Ülke ekonomimizin kendi kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından kooperatif model ülkemize büyük bir fırsat sunmaktadır.

Yabancı yatırımcıların 2005’lerden beri Türk sigorta sektöründeki payını artırdıkları gözlenmektedir. 2005 yılında sektörde yüzde 25 paya sahip yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin, bugün toplam prim üretimindeki payları yüzde 60’ların; ödenmiş sermaye içindeki payları ise yüzde 70’lerin üzerine çıkmıştır. Resmi rakamlara yansımamakla birlikte, ülkemiz sigorta sektöründe yabancı sermaye ağırlığı %96,8 düzeylerine çıkmış bulunmaktadır.

Öte yandan, 2012 yılı itibariyle Türkiye’deki 35 hayat dışı sigorta şirketinden 28’inin ve 23 hayat ve emeklilik şirketinden 16’sının yabancı ortaklı olduğu görülmektedir.

Sermaye şirketleriyle kooperatif şirket arasındaki en önemli farklardan bir tanesi, kooperatifin değişir ortaklı değişir sermayeli bir yapı olması, ortağın sermayesinin ne kadar çok olursa olsun bir oy hakkına sahip olmasıdır. Dolayısıyla tamamen milli kaynaklarla kurulan bir kooperatif sigorta şirketinin, diğer sermaye şirketi şeklinde organize edilen sigorta şirketlerinde son dönemde olduğu gibi bir yabancı fon tarafından satın alınması mümkün değildir. Çünkü tamamen kâr amacıyla hareket eden bu fonların yönetiminde hiçbir söz sahibi olmayacağı ya da her ortak gibi yalnızca bir oy hakkına sahip olacağı böyle bir yapıya, kâr gailesiyle ‘sermaye bağlaması’ pek de iktisadi görülmemektedir.

Öte yandan, sermaye şirketi şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin mevcut mevzuat hükümlerine göre en az 11 milyon TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarına (takriben 1 milyon TL) ihtiyaç bulunmaktadır. Oysa, kooperatif şeklinde kurulacak bir sigorta şirketi için en az 200 ortak yeterlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3’üncü ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 19’uncu maddeleri dikkate alındığında bu demektir ki (200 ortak x 100 TL=) 20.000 TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarıyla bir tekafül sigorta kooperatifi kurulabilecektir.’

(Devam edeceğim).

Kaynak

9’uncu Dünya Tekâfül Konferansı Dubai’de Yapılacak

Bu sene 9’uncusu düzenlenecek olan Dünya Tekâfül Konferansı 14-15 Nisan 2014 tarihlerinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde Dusit Thani Dubai otelinde gerçekleştirilecek. Teferrualı bilgi için aşağıdaki internet adresinden istifade edebilirsiniz.

9th World Takaful Conference

“Devlet Bankası Katılım’a Girmemeli”

İngiltere Durham Üniversitesi İslami Finans Program Direktörü Dr. Mehmet Asutay ‘Politik olarak kullanılan kamu bankacılığı, İslami bankacılığa girmemeli’ dedi. Asutay kamu bankalarının katılım bankacılığına dahil olmasını desteklemediğini belirtti. İslami finans için Türkiye’nin merkez olma potansiyelinin bulunduğunu kaydeden Asutay, ‘Önemli bir sukuk ihracı gerçekleştirildi. Hazine’de önemli bir sukuk hazırlığı daha var. Türkiye politik olarak da aktif bir şekilde biz bunun içindeyiz demesi gerekiyor. Bu konuda hala utangaç bir tavır var’ dedi. Türkiye’deki İslami bankaların ciddi şekilde içine kapalı olduklarını ifade eden Asutay, islami bankaların Türkiye’deki bankalar içindeki yüzde 5’lik payını artıracak potansiyele sahip olduğunun altını çizdi.

Türkiye’deki katılım bankalarının uyguladığı murabaha sistemini de eleştiren Asutay, bankaların bu şekilde kendilerini riske sokmadan para kazandıklarını söyledi. Asutay, katılım bankacılığında borçlanmaya dayalı bir sistem olan murabaha yerine kâr ve zararın paylaşıldığı müşarekenin kullanılmasının daha doğru olacağını belirtti. Asutay, Türkiye’de %75-80 civarında murabaha usulünün kullanıldığını belirtti.

Kaynak

Devlet Katılım Bankası Seçimlerden Sonra Geliyor

TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu Başkanı AK Parti Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay, 17 Aralık tarihli derin operasyonda Halkbank’ın hedef alınmasında, Hükümet’in Halkbank ve Ziraat Bankası üzerinden hayata geçirmeye hazırlandığı çok önemli bir projenin de etkili olduğunu söyledi. Kinay, “Eğer 17 Aralık olmasaydı, Halkbank ve Ziraat Bankası İslami fon ve sermayeye hitap edecek katılım bankaları kuracaktı. Paralel yapı bu girişimi engellemek için Halkbank’ı da hedef aldı” açıklamasını yaptı.

Hükümet ve Halkbank üzerinden ülkeyi vurmayı amaçlayan karanlık girişimin, “katılım bankacılığı” projesinin sadece altı ay ertelenmesine sebep olduğunu ifade eden Kinay, “Katılım bankalarının kurulmasına ilişkin düzenleme, seçimlerden sonra süratle olgunlaştırılarak Meclis gündemine gelecek” diye konuştu.

Eğer 17 Aralık yaşanmasaydı, petrol zengini körfez ülkeleri ile İslami fon ve sermayeye hitap edecek katılım bankaları kurulacaktı. Böylece, ağırlıklı olarak İngiltere ve ABD’ye giden olağanüstü bir sermaye Türkiye’ye gelecekti. Yapılan hesaplamalara göre ilk etapta 100 milyar dolarlık bir kaynak girişi bekleniyordu. Paralel yapı, Halkbank ve Ziraat Bankası’nın katılım bankası kurmasına ilişkin yasal düzenlemelerin son aşamada olduğu bir süreçte düğmeye basarak bunu engellemeye çalıştı.

Derin operasyonun Halkbank’ın hisselerinde bir miktar değer kaybına yol açtığı doğrudur. “Katılım bankacılığı” projesi ise sadece altı ay ertelendi. Katılım bankalarının kurulmasına ilişkin düzenleme, seçimlerden sonra süratle olgunlaşarak Meclis gündemine gelecek. KİT Komisyonu olarak bunun takipçisi olacağız.

Kaynak