Katılım Emeklilik’ten Tanıtım Toplantısı

Türkiye’nin ilk faizsiz hayat sigortası hizmeti Katılım Emeklilik ile başladı. Albaraka Türk ve Kuveyt Türk’ün yüzde 50-50 ortaklığında kurulan Katılım Emeklilik, faize duyarlı yatırımcılarının birikimlerini değerlendirmelerini sağlayacak. Toplanan birikimler altın, dolar, euro ve kira sertifikası gibi fonlarda birikecek. 10 yılın sonunda ise emeklilik imkanı doğacak. Faizsiz hayat sigortasının satışına, 500’e yakın Albaraka Türk ve Kuveyt Türk şubelerinde başladı.

1 TRİLYON TL HEDEFİ

Katılım Emeklilik’in tanıtım toplantısında konuşan Kuveyt Türk Genel Müdürü Ufuk Uyan, Albaraka Türk ile güç birliği yaptıklarına işaret ederek, ‘Biz 2 artı 2’nin 4’den fazla ettiğini, güç birliğinin yapılan işe bereket getirdiğini bilerek hareket ettik’ dedi. Uyan, 2023 yılı için bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğünün 6 trilyon TL’ye ulaşmasının, bunun için de katılım bankacılığının payının en az yüzde 15 olması gerektiğine işaret ederek, ‘Hedefimiz 2023 yılında 1 trilyon aktif büyüklüğe ulaşmak’ dedi.

EKİBİMİZ HAZIRtanitim

Bireysel emeklilik ve hayat sigortası sektörünün büyüklüğünün ise 400 milyar TL’yi bulmasının hedeflendiğini dile getiren Uyan, ‘Ülkemizde, bireysel emeklilik ve hayat sigortası hizmeti almak isteyen ve faiz hassasiyeti olan geniş bir kesim var. Katılım Emeklilik, kuruluş sermayesinden itibaren faizsiz ve sunduğu her hizmette Danışma Kurulumuzun onayını alan bir şirket oldu. Bunun için tüm Türkiye çapına yayılmış, her geçen gün sayıları artan şube ağımız ve güler yüzlü, konusunda uzman ekiplerimiz hazır. Hep birlikte çok çalışacak ve 2 artı 2’nin 4’ten çok ama çok ettiğini ispatlayacağız’ dedi.

İcazet alındı, faizsiz sigorta satışı başladı

Katılım Emeklilik Yönetim Kurulu Başkanı ve Albaraka Türk Genel Müdürü Fahrettin Yahşi, bugün itibariyle hem Albaraka Türk’ün hem de Kuveyt Türk’ün Türkiye genelindeki yaklaşık 500 şubesinde, icazeti alınmış bireysel emeklilik ve hayat sigortası ürünlerinin müşterilerin hizmetine sunulduğunu ifade etti. Böylelikle müşterilerinin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacağını dile getiren Yahşi, ‘Faizsiz emeklilik ve sigortacılık alanında duyulan ihtiyaca eksiksiz bir cevap verecek ve sağlam bir alternatif olacak. İç tasarrufları artırmada ciddi işlev görecektir’ diye konuştu.

5 yılda 500 bin katılımcı

Uyan, Katılım Emeklilik olarak hedeflerini, 5 yılda 500 bin katılımcıya ve 1 milyar liralık fon büyüklüğüne ulaşmak ve emeklilik sektöründe ilk 10’da yer almak olarak belirlediklerini de kaydetti. Katılım Emeklilik Yönetim Kurulu Başkanı ve Albaraka Türk Genel Müdürü Fahrettin Yahşi, Türkiye’de ilk faizsiz hayat sigortası hizmetini sunan Katılım Emeklilik’in bireysel emeklilik ve hayat sigortası lisanslarını aynı anda alan tek sigorta şirketi olduğunu açıkladı.

Diyanet’ten fetva sinyali

Faizsiz ürünlere yönelik Diyanet’ten bir fetva alınıp alınamayacağına yönelik bir soru üzerine Fahrettin Yahşi, katılım bankacılığına ilişkin bir çalıştay düzenlendiğini, bu çalıştaydan çıkan sonucun bu noktaya gelebileceğini söyledi. Yahşi, Bank Asya’nın faizsiz emeklilik şirketini satın almayı düşünüp düşünmedikleri sorusu üzerine, bu yönde bir çalışmaları olmadığı yanıtını verdi.

1 kuruş bile faiz yok

Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, sundukları ürünlerin BES, Kredi Hayat Sigortaları ve Ferdi Kaza Sigortaları olarak üçe ayrıldığını söyledi. Devletin yüzde % 25 katkı verdiği BES’i de faizsiz olarak değerlendirdiklerini belirten Sincek, toplanan fonların döviz, altın ve kira sertifikasında değerlendirildiğini kaydetti. Sincek, bir kuruş bile faiz karşmasının söz konusu olmadığını vurguladı.

Kaynak

“İslami Sigorta Dünyada Umulmadık Bir Çıkışta”

Star Gazetesi yazarı iktisatçı Cemil Ertem, İslam dininde yasaklanan Riba’nın şu an tüm dünyada sıkıntıların sebebi olduğunu belirterek bu sebepten dolayı İslami finans sisteminin umulmadık bir yükselişte olduğunu kaydetti. Ertem’in yazısının ilgili bölümünü istifadelerinize sunuyoruz.

İşte Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bize şu soruyu sordurtacak: Faize, ranta ve emek istismarına dayalı bu model devam mı etmelidir; yoksa Türkiye, şu an geldiği ekonomi gücüyle, bu modeli bırakıp yeni bir üretim ve beşeri sermaye odaklı modele mi geçmelidir? Bu soruyu cevaplamadan önce, şunu da önemle belirtmek gerekir; faiz, rant ve emek istismarına dayalı bu iktisadi döngü yalnız biz de değil artık tüm dünyada sorgulanıyor.

Bu iktisadi döngü, tamamiyle bir Riba sistemidir. Riba üç temel ayağa oturur; rantı doğuran karşılıksız malların mübadelesi ve kamu mallarının -araziler, ormanlar,madenler ve diğer kamusal zenginlikler- yağması, yüksek faizi doğuran tekelleşme ve banka-sanayi tekellerinin, sermayeyi tek elde toplaması ve emek istismarını doğuran acımasız insan sömürüsü… Bu, ‘ecir’ düzenidir, yani hakkı verilmeyen ücret düzeni… Ve olduğu gibi Riba’dır ve İslam’da yasak olan -güncel- Riba budur…

Şu sıralar daha adil ve geliri eşit dağıtacak olan, ancak devleti bürokratik bir mekanizma olarak devre dışı da bırakacak, Osmanlı Vakıf Sistemi ABD’de tartışılıyor. İslami fonlar ve İslami sigorta, banka sistemi dünyada umulmadık bir çıkışta…

Kaynak

Soma Faciası ve Âkile Sigortası

Öncelikle Soma’da yaşadığımız elim facia sebebiyle helal rızıkları peşinde vefat eden madenci kardeşlerimize Rabbimizden rahmet ve merhamet diler, kendilerine hükmî şehadet vermesini niyaz eder, yakınlarına da sabır ve metanet dileriz.

Yeni Şafak gazetesi yazarı Prof. Dr. Faruk Beşer tarafından kaleme alınan yazıyı istifadelerinize sunarız.

Soma faciası ve Âkile sigortası

 

Ölenlerin yakınları açısından bir kişinin ölmesiyle iki yüz kişinin ölmesi arasında fark yok. Bir tek kişi ölseydi de yakınları aynı acıyı yaşayacaktı. Hatta 17 Ağustos Depreminde gördük ki, umumi felaketler bazen bireysel acıları hafifletiyor. Ama yakınları ölmeyenler böyle facialar için daha büyük bir ıstıraba dönüşüyor. Üzüldük, acı çektik. Allah gidenlere rahmet eylesin, kalanlara sabır ve tahammül versin. Gayri ne deseniz boş.

Bilmiyoruz ama olayda ihmalin olmadığı söylenemez. İhmal de cezalandırılmalıdır. Fakat ihmal de olsa olup biten bir iş için takdiri ilahi demekten başka bir çaremiz de yok. Takdir demek görevi aksatma ve hak edenlere ceza vermeme anlamına gelmez. Bir iman tazelemesi olur ve Allah’ı düşünerek acının azalmasını sağlar. Takdirdir demenin alternatifi, takdir değildir demektir. Bunun sağladığı hiç bir fayda düşünülemez, aksine zararları vardır.

İşin bir başka tarafı da böyle olayların siyasi istismara dönüşmesidir. Elbette yönetimin de ihmalleri varsa onlar da bedelini ödemelidirler. Ama böyle olayları kuru istismar aracı yapmak da çirkindir, vefat edenlere saygısızlıktır.

Bu olay sebebiyle aklımıza İslam Hukukundaki Âkile Kurumu geldi.

Akile, ‘Dayanışma Grubu’ anlamında bir terim. Âkıle, kişinin beden sağlığına insan ihmali ve taksiri sebebiyle gelebilecek her türlü zararı hem önleyen, hem de kendi grubunun fertlerinden başkalarına böyle bir zarar geldiğinde onu tazmin eden belirli kişilerdir.

Hz. Peygamber zamanında bu grubu kişinin baba tarafından erkek akrabaları oluşturuyordu. Hz. Ömer zamanında ise bu görev her kasabada oluşturulan divanlara/kütük defterlerine yazılanlara devredildi. Yani her divanda kaydı bulunan bireyler kendi aralarında böyle bir dayanışma grubu oluşturdular.

Buradan hareketle Hanefiler meslek gruplarının da birer âkıle olabileceği içtihadına vardılar.

İttifak edilen husus şudur: Bir İslam toplumunda herkesin bir dayanışma grubuna/âkıleye dâhil olma zorunluluğu vardır. Buna göre mesela; işçiler âkılesi, işverenler, tabipler, şoförler, çiftçiler, esnaf vb akileler oluşturulur ve insan ihmali ve hatası, veya şibh-i amd, yani kastın aşılması gibi bir sebeple bireylerin vücut bütünlüğüne gelen her zarar tazmin edilir.

Bir şoförler âkılesi düşündüğümüzde, vaki bir trafik kazasının teknik bilirkişi keşfi yapılır, suç taraflara dağıtılır ve mağdurlar şoförler âkılesinden şoförün suçu oranında tazminat alırlar. Hiçbir kazada, hiçbir mağdurun yakınları, ne yapalım kader buymuş, denilerek terk edilemez. Elbette bu bir kaderdir ama hatanın bedeli de ödenmelidir, bu da bir kaderdir.

Böyle bir düzenleme şoförleri kendi aralarında otokontrol yapmaya da zorlar. Çünkü verecekleri kaza primleri yaralama ve ölüm tazminatları nispetinde artacak ya da azalacaktır. Artık hiçbir şoför diğerinin hatasına göz yumamayacaktır. Böylece, bizim yaptığımız tahmini hesaplara göre, mesela ülkemizde trafik kazaları yüzde onlara kadar düşürülebilir. Kimse de pisipisine ölmez.

Aynı şeyi doktorlar âkılesi için düşündüğümüzde, bir doktorun yapmaması gereken hatalardan ötürü mağdur olan hastalar ya da yakınları tabipler âkılesinden yüklü miktarda tazminat alırlar. Âkıle yönetimi, hata yapan doktoru uyarır, hatası tekerrür ettiğinde gerekirse diplomasını elinden alır. Böylece doktor ihmalinden kaynaklanan hiçbir mağduriyet bedelsiz kalmaz. Oysa ülkemizde her yıl yüzlerce insan doktor hatası sebebiyle ölmektedir.

Bu kurumlar barolar gibi yarı resmi kurumlardır. Devlet sadece kontrolünü sağlar. Hepsinde ortak nokta, zorunlu olmaları ve doğal olarak otokontrol oluşturmalarıdır.

Böyle durumlarda verilecek tazminat/diyet veya erş sembolik miktarlar değildir ve İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortasında olduğu gibi sadece pirimle çalışanları değil, insan olan herkesi kapsar. Bu konuda kişinin estetik görünümüne zarar veren yaralamalar bile bazen tam bir diyeti gerektirir. Vücutta çift olarak bulunan organların ikisi tam bir diyeti, biri yarım diyeti gerektirir. Kişinin cinselliğinin ve koku alma gibi bir duyusunun zayi olması tam bir diyeti gerektirir.

Diğer yaralamaların bedeli bilirkişi/hükümet-i adl tarafından vücut bütünlüğüne kıyaslanarak hesaplanır.

Bir tam diyet 1000 dinar altın ya da ona muadil diğer sabit değerlerdir. Bir dinar yaklaşık 4,5 gramdır. Buna göre insan hatasından kaynaklanan her ölüm için yakınlarına 4,5 kg altın ya da karşılığı para verilir. Yani bugün yaklaşık 400 bin TL.

Kısaca bizim hukukumuza göre Soma mağdurları bu tazminatı alırlar, ödemeyi de Maden İşletmecileri Âkılesi, üç yıl içinde, eşit taksitlerle yapar. Böylece kalanların yüreğine bir miktar su serpilmiş olur. Maden İşletmecileri Âkılesi yönetimi de bundan sonra ilgili birimlerde gerekli kontrolü sağlar. Bizce adalet budur.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 3

İslâmî sigortacılığın kooperatifler vasıtasıyla ‘mütüel-tekâfül’ şeklinde yapılabilmesine ülkemizde mevcut mevzûâtın müsait bulunduğunu bundan önceki yazıda ifade etmiştik.

Şirket, vakıf ve bağımsız sandık (fon) kurarak İslâmî sigortacılık yapabilmek için mevzûatta değişiklik yapılması gerektiğini de kaydettik. Yürürlükte olan mevzûât, bir yandan sigorta şirketlerinin sigorta işleminden başka bir faaliyette bulunmasına izin vermiyor, diğer yandan ‘karşılıklı teberru ve dayanışma’ esasına dayalı sigortanın ancak kooperatifler tarafından yapılabileceğini söylüyor. Halbuki İslâmî sigortanın vakıflar ve şirketler tarafından da yapılabilmesi için bu sınırlamaların kaldırılması gerekiyor; çünkü aşağıda kısaca örneklerini vereceğimiz İslâmî sigorta şekillerinde ‘fonda toplanan para’ ile ticaret ve yatırım yapılabilmesine, bu paranın atıl kalmamasına, fona katılan sigortalıların malik oldukları bu paranın hem nemasını hem de ayrılmak isterlerse bakıyye paralarını alabilme haklarının tanınmasına ihtiyaç vardır.

Vakıf şekli:

Bu maksatla kurulmuş bir vakıf bir sigorta fonu tesisi eder. Sigortalı olmak isteyenler bu fona, yönetmelikte açıklanan kurallara göre teberruda bulunurlar. Bu teberrular vakfın mülkiyetine geçer, ama ‘vakıf malı’ olmaz. Bu sebeple hem bir şirket aracılığı ile nemalandırılabilir, hem de buradan hasarlar ödenir, hatta kalan para sigortaya katılanlara tevzi de edilebilir.

Şirket şekli:

Daha yaygın olan şirket şeklindeki İslâmî sigortacılıkta şirketin iki işlevi vardır: 1. Sigorta fonunda toplanan parayı, mudarabe ortaklığı yoluyla meşru ticaret, yatırım ve üretimde nemalandırır. Bu ortaklığın özelliği, işletmenin bir tarafa, sermayenin diğer tarafa ait olmasıdır. İşletmeden kâr oluşursa şirket, mudârib ortak olarak bundan payını alır. 2. Şirket ya belli bir ücret karşılığında veya parasız/meccâni olarak sigorta fonunu yönetir. Hesapları tutar, taksitleri toplar, hasarları öder, şirket kâr etmiş ise karara göre kârı sigortalıların hesabına geçirir veya dağıtır, sigortadan ayrılmak isteyenlere hesaptaki bakıyelerini öder…

İslâmî sigortada fon, hasarları karşılayamazsa şirketin tamamlama borcu yoktur; çünkü sigorta fonunun sahibi, karşılıklı olarak hasarı ödeme teahhüdünde bulunan şirket değil, sigortalılardır. Bu sebeple ya ödünç para alınıp gelecek yıllarda ödenir veya sigortalılardan ek ödeme talep edilir.

Sigorta şirketlerinin bir üst sigorta ile ‘üst sigorta akdi:reasürans sözleşmesi’ yapmaları da caizdir. Reasürans şirketlerinin de islâmî kurallara göre çalışıyor olması gerekir. Eğer böyle bir reasürans şirketi bulunmazsa bir yandan Müslümanlar bunu gerçekleştirmeye çalışmalı, bir yandan da ihtiyaca binaen mevcut şirketlerle çalışmalı, ama bu reasürans şirketleri meşru/helal olmayan bir kaynaktan ödeme yaparlarsa bunu yoksullara dağıtmalıdır.

İster kooperatif, ister şirket ve fon yoluyla uygulanacak İslâmî sigortacılık gerçekleşirse hem meşru, hem de maddî ve manevi yönlerden daha avantajlı olduğu için büyük ilgi görecek ve ülkeye bereket getirecektir.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 1

Ünlü ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. Hayreddin Karaman Yeni Şafak gazetesindeki sütununda Tekâfül ve kooperatif sigortacılık mevzularında bir makale kaleme aldı. Bu mevzudaki makalelerinin devamının da geleceğini belirten Karaman’ın yazısını istifadenize sunuyoruz.

‘Mal canın yongasıdır’ derler; doğru sözdür; bu yüzden olmalıdır ki, canı korumayı ilke edinen İslam, diğer bazı değerler yanında, helal yoldan kazanılmış ve üzerine yüklenen zekat, vergi, karz-ı hasen gibi borçları da ödenmiş malı korumayı maksatlardan biri kılmıştır.

Malın çeşitlerine göre kayıp ve zarara uğrama ihtimalleri değişik olmakla beraber üründen haneye kadar her malın zarara uğraması veya tamamen kaybedilmesi riski vardır. Böyle bir zarar gerçekleştiğinde maruz kalanın altından kalkması, daha önce alıştığı meşru hayatı devam ettirmesi mümkün olmayabilir. İşte bu yüzden milattan önceki iki binli yıllardan beri insanlar, mal kaybı riskine karşı tedbirler düşünmüşler, sigorta da bunlardan bir olarak ortaya çıkmıştır.

Özellikle kapitalist düşünce ‘sinekten yağ çıkarma’ peşinde olduğu için insanların bu hassasiyet ve ihtiyaçlarını da kazanca çevirmenin yolunu bulmuş ve dünyada yaygın olan ‘ticari veya primli sigorta’ şeklini icad etmiştir. Bu şekil sigortayı genellikle şirketler yürütür, malını sigorta ettirmek isteyenden yıllık prim tahsil eder, bu primler sigorta şirketinin malı olur, prim ödeyen sigortalıya da, sigorta konusu malı zarara uğrarsa onu telafi etmeyi taahhüt eder. İhtimal gerçekleşmezse sigortalının parası yanar, sigortacı -reassürans şirketleri vasıtasıyla işi garantiye aldığı için- hemen daima kazanır ve bu zincir böylece devam eder gider.

İslam bu ihtiyacın bir kazanç vasıtası olmasına razı olmamış, karşılıklı yardımlaşma ve teberru (bağış) yoluyla ihtiyacın karşılanmasını tercih etmiştir.

Peki bu karşılıklı yardımlaşma (tekâfül) nasıl ve hangi kurum ve kuruluşlar aracılığı ile gerçekleşecek?

Binlerce karşılıklı sigortalıdan teberruları toplayacak, koruyacak, zararları ödeyecek, toplanan yetmezse ek kaynak temin edecek, artarsa verenlere iade edecek, uygulamalardan biri olarak toplanan paraları helal getirisi olan işlerde nemalandıracak… kurum ve kuruluşlara ihtiyaç olacağı aşikârdır.

Bu ihtiyaca cevap vermek üzere şirketler, vakıflar ve kooperatiflerden söz edilmiş ve bunların bir kısmı İslam dünyasında uygulanmaya başlamıştır.

Bu yazıda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi Sayın Yusuf Üstün’ün bir çalışmasından da yararlanarak kooperatif (mütüel, karşılıklı) sigorta çeşidini özetleyeceğim, sonraki yazılarda da diğer çeşitlerden söz edeceğim.

Sayın Üstün diyor ki:

‘Ülke ekonomimizin kendi kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından kooperatif model ülkemize büyük bir fırsat sunmaktadır.

Yabancı yatırımcıların 2005’lerden beri Türk sigorta sektöründeki payını artırdıkları gözlenmektedir. 2005 yılında sektörde yüzde 25 paya sahip yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin, bugün toplam prim üretimindeki payları yüzde 60’ların; ödenmiş sermaye içindeki payları ise yüzde 70’lerin üzerine çıkmıştır. Resmi rakamlara yansımamakla birlikte, ülkemiz sigorta sektöründe yabancı sermaye ağırlığı %96,8 düzeylerine çıkmış bulunmaktadır.

Öte yandan, 2012 yılı itibariyle Türkiye’deki 35 hayat dışı sigorta şirketinden 28’inin ve 23 hayat ve emeklilik şirketinden 16’sının yabancı ortaklı olduğu görülmektedir.

Sermaye şirketleriyle kooperatif şirket arasındaki en önemli farklardan bir tanesi, kooperatifin değişir ortaklı değişir sermayeli bir yapı olması, ortağın sermayesinin ne kadar çok olursa olsun bir oy hakkına sahip olmasıdır. Dolayısıyla tamamen milli kaynaklarla kurulan bir kooperatif sigorta şirketinin, diğer sermaye şirketi şeklinde organize edilen sigorta şirketlerinde son dönemde olduğu gibi bir yabancı fon tarafından satın alınması mümkün değildir. Çünkü tamamen kâr amacıyla hareket eden bu fonların yönetiminde hiçbir söz sahibi olmayacağı ya da her ortak gibi yalnızca bir oy hakkına sahip olacağı böyle bir yapıya, kâr gailesiyle ‘sermaye bağlaması’ pek de iktisadi görülmemektedir.

Öte yandan, sermaye şirketi şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin mevcut mevzuat hükümlerine göre en az 11 milyon TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarına (takriben 1 milyon TL) ihtiyaç bulunmaktadır. Oysa, kooperatif şeklinde kurulacak bir sigorta şirketi için en az 200 ortak yeterlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3’üncü ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 19’uncu maddeleri dikkate alındığında bu demektir ki (200 ortak x 100 TL=) 20.000 TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarıyla bir tekafül sigorta kooperatifi kurulabilecektir.’

(Devam edeceğim).

Kaynak

9’uncu Dünya Tekâfül Konferansı Dubai’de Yapılacak

Bu sene 9’uncusu düzenlenecek olan Dünya Tekâfül Konferansı 14-15 Nisan 2014 tarihlerinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde Dusit Thani Dubai otelinde gerçekleştirilecek. Teferrualı bilgi için aşağıdaki internet adresinden istifade edebilirsiniz.

9th World Takaful Conference

“Devlet Bankası Katılım’a Girmemeli”

İngiltere Durham Üniversitesi İslami Finans Program Direktörü Dr. Mehmet Asutay ‘Politik olarak kullanılan kamu bankacılığı, İslami bankacılığa girmemeli’ dedi. Asutay kamu bankalarının katılım bankacılığına dahil olmasını desteklemediğini belirtti. İslami finans için Türkiye’nin merkez olma potansiyelinin bulunduğunu kaydeden Asutay, ‘Önemli bir sukuk ihracı gerçekleştirildi. Hazine’de önemli bir sukuk hazırlığı daha var. Türkiye politik olarak da aktif bir şekilde biz bunun içindeyiz demesi gerekiyor. Bu konuda hala utangaç bir tavır var’ dedi. Türkiye’deki İslami bankaların ciddi şekilde içine kapalı olduklarını ifade eden Asutay, islami bankaların Türkiye’deki bankalar içindeki yüzde 5’lik payını artıracak potansiyele sahip olduğunun altını çizdi.

Türkiye’deki katılım bankalarının uyguladığı murabaha sistemini de eleştiren Asutay, bankaların bu şekilde kendilerini riske sokmadan para kazandıklarını söyledi. Asutay, katılım bankacılığında borçlanmaya dayalı bir sistem olan murabaha yerine kâr ve zararın paylaşıldığı müşarekenin kullanılmasının daha doğru olacağını belirtti. Asutay, Türkiye’de %75-80 civarında murabaha usulünün kullanıldığını belirtti.

Kaynak