İslami Sigorta’nın Geleceği Parlak

EY’nin “İslami Sigorta Öngörüleri 2014 Raporu”na göre Türkiye, genç nüfusu ve hızlı gelişen ekonomisinin yanı sıra katılım bankalarının sağladığı altyapı ile İslami sigorta (tekafül) için ciddi bir potansiyele sahip.

Denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin “İslami Sigorta Öngörüleri” raporu İslami finans sektörüne ilişkin önemli bulguları ortaya koyuyor. Rapora göre devam eden ekonomik canlılıkla beraber İslami finans sektörünün 2014 yılında 2 trilyon dolara ulaşması tahmin ediliyor. İslami finans varlıklarının ülkesel dağılımına bakıldığında Suudi Arabistan’ın 337 milyar dolarla ilk sırada yer alıyor. Suudi Arabistan’ı sırasıyla 154 milyar dolarla Malezya, 97 milyar dolarla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 58 milyar dolarla Türkiye ve 37 milyar dolarla Endonezya takip ediyor. Her ne kadar İslami finansın içinde hala küçük bir paya sahip olsa da tekafül pazarı da istikrarlı ve çift haneli büyüme rakamları ile dikkat çekiyor.

Tekafül pazarı 2017’de 20 milyar dolar olacak

Rapora göre tekafül pazarı 2007-2011 döneminde yıllık birleşik ortalamada yüzde 22 büyüdü. Büyüme hızında nispi bir yavaşlama söz konusu olsa da hala çift haneli rakamların korunduğu sektörde 2012-2014 yılları arasındaki birleşik ortalama büyüme oranı yüzde 14 olarak gerçekleşti. Yılsonu itibariyle 14 milyar dolara, 2017 sonunda ise 20 milyar doları aşması beklenen tekafül pazarında genel İslami finansman sektöründe olduğu gibi Suudi Arabistan yaklaşık yüzde 50’lik payla ilk sırada yer alıyor.

Türkiye’nin hedefi 2023’te İslami finansı üçe katlamak

Genç nüfusu ve büyüyen ekonomisi ile Türkiye’nin gelecekte pazarın önemli oyuncularından biri olacağına dikkat çekilen raporda tekafülün başlaması için gerekli yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiği kaydediliyor. Rapora ilişkin bir değerlendirme yapan EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri ve Finansal Hizmetler sektör Lideri Selim Elhadef, Türkiye’de tekafül pazarının oluşması durumunda uygulamanın daha çok katılım bankaları eliyle yürütüleceğini söyledi. Yakın gelecekte tekafül pazarını etkileyen gelişmeler olabileceğine değinen Elhadef, şu bilgileri verdi: “Kamu bankaları olan Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halkbank’ın katılım bankası kurmak suretiyle İslami finans sektörüne girmeleri bekleniyor. Şu anda Türkiye’de Bank Asya, Türkiye Finans, Albaraka Türk ve Kuveyt Türk’ün dâhil olduğu dört katılım bankası bulunuyor. Bu kurumlar Türk bankacılık sektörünün toplam aktifler bazında yüzde 5,5’ini oluşturuyor.” Hükümetin 2023 yılında İslami bankacılık varlıklarını 3 katına çıkarmayı hedeflediğini kaydeden Elhadef, “Cumhuriyetin 100. yılında kamuya ait katılım bankaları ve pazara yeni giren oyuncularla beraber Türkiye’de tekafül pazarı önemli bir noktaya gelecek” değerlendirmesini yaptı.

Raporda öne çıkan diğer bazı noktalar ise şu şekilde:

2013-2016 yılları arasında global tekafül pazarının yıllık yüzde 14 düzeyinde büyümesi bekleniyor.
İstikrarlı ekonomileri ve iyi makro yönetimleri bulunan; ayrıca genç ve Müslüman nüfusa sahip Türkiye, Malezya, Endonezya ve BAE gibi ülkelerin tekafül alanında kısa ve orta vadede daha niş alanlarda karlı fırsatlar yakalaması bekleniyor.

Hızlı gelişen pazarlar olarak nitelendirilen Malezya, Endonezya ve Türkiye gelecekte tekafül sektörünün büyümesinde önemli rol alacaklar.

Tekafüldeki çift haneli büyümelere karşın anahtar ülkelerdeki sigorta penetrasyon oranı yüzde 2 gibi oldukça düşük bir seviyede bulunuyor.

Artan rekabet ve regülasyonların getirdiği kısıtlamalar tekafül pazarındaki riskler olarak görülüyor.

Kaynak

Katılım Emeklilik’ten Tanıtım Toplantısı

Türkiye’nin ilk faizsiz hayat sigortası hizmeti Katılım Emeklilik ile başladı. Albaraka Türk ve Kuveyt Türk’ün yüzde 50-50 ortaklığında kurulan Katılım Emeklilik, faize duyarlı yatırımcılarının birikimlerini değerlendirmelerini sağlayacak. Toplanan birikimler altın, dolar, euro ve kira sertifikası gibi fonlarda birikecek. 10 yılın sonunda ise emeklilik imkanı doğacak. Faizsiz hayat sigortasının satışına, 500’e yakın Albaraka Türk ve Kuveyt Türk şubelerinde başladı.

1 TRİLYON TL HEDEFİ

Katılım Emeklilik’in tanıtım toplantısında konuşan Kuveyt Türk Genel Müdürü Ufuk Uyan, Albaraka Türk ile güç birliği yaptıklarına işaret ederek, ‘Biz 2 artı 2’nin 4’den fazla ettiğini, güç birliğinin yapılan işe bereket getirdiğini bilerek hareket ettik’ dedi. Uyan, 2023 yılı için bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğünün 6 trilyon TL’ye ulaşmasının, bunun için de katılım bankacılığının payının en az yüzde 15 olması gerektiğine işaret ederek, ‘Hedefimiz 2023 yılında 1 trilyon aktif büyüklüğe ulaşmak’ dedi.

EKİBİMİZ HAZIRtanitim

Bireysel emeklilik ve hayat sigortası sektörünün büyüklüğünün ise 400 milyar TL’yi bulmasının hedeflendiğini dile getiren Uyan, ‘Ülkemizde, bireysel emeklilik ve hayat sigortası hizmeti almak isteyen ve faiz hassasiyeti olan geniş bir kesim var. Katılım Emeklilik, kuruluş sermayesinden itibaren faizsiz ve sunduğu her hizmette Danışma Kurulumuzun onayını alan bir şirket oldu. Bunun için tüm Türkiye çapına yayılmış, her geçen gün sayıları artan şube ağımız ve güler yüzlü, konusunda uzman ekiplerimiz hazır. Hep birlikte çok çalışacak ve 2 artı 2’nin 4’ten çok ama çok ettiğini ispatlayacağız’ dedi.

İcazet alındı, faizsiz sigorta satışı başladı

Katılım Emeklilik Yönetim Kurulu Başkanı ve Albaraka Türk Genel Müdürü Fahrettin Yahşi, bugün itibariyle hem Albaraka Türk’ün hem de Kuveyt Türk’ün Türkiye genelindeki yaklaşık 500 şubesinde, icazeti alınmış bireysel emeklilik ve hayat sigortası ürünlerinin müşterilerin hizmetine sunulduğunu ifade etti. Böylelikle müşterilerinin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacağını dile getiren Yahşi, ‘Faizsiz emeklilik ve sigortacılık alanında duyulan ihtiyaca eksiksiz bir cevap verecek ve sağlam bir alternatif olacak. İç tasarrufları artırmada ciddi işlev görecektir’ diye konuştu.

5 yılda 500 bin katılımcı

Uyan, Katılım Emeklilik olarak hedeflerini, 5 yılda 500 bin katılımcıya ve 1 milyar liralık fon büyüklüğüne ulaşmak ve emeklilik sektöründe ilk 10’da yer almak olarak belirlediklerini de kaydetti. Katılım Emeklilik Yönetim Kurulu Başkanı ve Albaraka Türk Genel Müdürü Fahrettin Yahşi, Türkiye’de ilk faizsiz hayat sigortası hizmetini sunan Katılım Emeklilik’in bireysel emeklilik ve hayat sigortası lisanslarını aynı anda alan tek sigorta şirketi olduğunu açıkladı.

Diyanet’ten fetva sinyali

Faizsiz ürünlere yönelik Diyanet’ten bir fetva alınıp alınamayacağına yönelik bir soru üzerine Fahrettin Yahşi, katılım bankacılığına ilişkin bir çalıştay düzenlendiğini, bu çalıştaydan çıkan sonucun bu noktaya gelebileceğini söyledi. Yahşi, Bank Asya’nın faizsiz emeklilik şirketini satın almayı düşünüp düşünmedikleri sorusu üzerine, bu yönde bir çalışmaları olmadığı yanıtını verdi.

1 kuruş bile faiz yok

Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, sundukları ürünlerin BES, Kredi Hayat Sigortaları ve Ferdi Kaza Sigortaları olarak üçe ayrıldığını söyledi. Devletin yüzde % 25 katkı verdiği BES’i de faizsiz olarak değerlendirdiklerini belirten Sincek, toplanan fonların döviz, altın ve kira sertifikasında değerlendirildiğini kaydetti. Sincek, bir kuruş bile faiz karşmasının söz konusu olmadığını vurguladı.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Mevzuat Eleştirisi

Prof. Dr. Hayreddin Karaman Hoca tarafından kaleme alınan ve mevcut katılım bankaları mevzuatına eleştiriler getiren makaleyi aşağıda istifadelerinize sunuyoruz.

Katılım bankaları mevzuatı problemli

Türkiye’deki katılım bankaları (başka yerlerdeki adı faizsiz banka, islamî banka) asıl kazancını üç işlem ile sağlıyor: Murabaha, müşâreke ve leasing.

Bu üç işlem içinden en fazla (yüzde doksanın üstünde) uygulananı ise ‘finansal destek adıyla’ murabahadır. Müşâreke bankanın ve müşterinin sermaye koyarak yaptıkları ortak işleri, leasing ise bankanın satın aldığı bir malı veya hizmeti (mesela kiraladığı bir şeyi) müşteriye, belli bir süre sonunda malik olmasını sağlayacak şekilde kiraya vermesini ifade etmektedir.

Katılım bankalarının verdiği kredi kartı, bu bankaların özelliği sebebiyle ‘kredi kartı’ değil, ‘vekalet ve kefalet kartı’ olmalıdır. Kart hamili bankanın vekili olarak satın aldığı malı bankadan satın almalı, banka malın alındığından haberdar olunca mesaj yoluyla müşteriye peşin veya vadeli satmalıdır. Mevzuatta bu kartların böyle düzenlenmesi gerekir.

Daha ziyade problemli olan iki işlem murabaha ile leasingdir.

Mevcut mevzuata göre leasing ne alıp satmaya ne de kiralamaya uyuyor. Banka malı satın alıp kiraya veriyorsa, kira ilişkisi devam ettiği sürece malın sigortası ve kusursuz hasar ve eskime durumunda tamiri bankanın vazifesi olmalıdır; halbuki mevzuatında böyle değildir. Eğer banka malı müşteriye satmış ise bu takdirde kira almaması gerekir; halbuki uzun süre kira almaktadır.

Murabahaya (finansal desteğe) gelince burada problem (fıkha uygun olmama durumu) daha açık ve kesindir. Mevcut mevzuata göre bu işlem şöyle uygulanır: Müşteri bankaya başvurur, banka müşterinin satın almak istediği malı satan firmaya sipariş formu gönderir, bu formda ‘şu malı, filan kişiye satın, faturayı da ona kesin, bedelini ben ödeyeceğim’ der, firma bunu yapar ve bankaya bilgi verir, banka da ödediği bedele ilave yaparak müşteriyi borçlandırır.

Mevzuatta yazılı olan şekil olduğu gibi uygulandığında bunun caiz olmayacağı açıktır; çünkü müşterinin borcu ödenmekte ve kısa veya uzun vadede fazlasıyla tahsil edilmektedir.

Bu kanun çıktığı zaman katılım bankalarının en büyük işlem kalemi meşru olmaktan çıkıyordu; bir çare arandı ve şer’î danışmanlar tarafından –kanunda olmasa bile- müşteri ile banka arasında sözlü veya yazılı ‘vekalet’ usulü ortaya kondu. Buna göre banka müşteriye ‘malı banka adına satın alması ve sonra bankadan kendine satın alması’ için vekalet verecek, müşteri de böyle hareket edecekti. Bu formül işlemi meşru hale getiriyordu, fakat mevzuatta olmadığı için uygulanması mecburi değildi, ayrıca çalışanların ihmal etmeleri mümkündü.

Defalarca söyledik ve yazdık: ‘Şu katılım bankalarının mevzûatını faizsizlik esasına göre gözden geçirin ve uygun olmayan maddeleri değiştirin, bu cümleden olarak murabaha işleminde –daha önceleri olduğu gibi- çifte fatura uygulamasını getirin, vekil müşteri malı satın alınca bankaya fatura kesilsin, banka satınca da müşteriye fatura kessin, vergi durumunu rekabeti mümkün kılacak şekilde ayarlayın’ dedik, dinleyen ve yapan olmadı.

Biz bu bankaların yaşamasını ve başarılı olmasını gönülden isteriz ve destekleriz, yukarıda özetlediği pürüzlerin de vakit geçirmeden giderilmesini bekliyoruz.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 2

İslâmî sigorta sisteminin temel kuralı, sigortacı ile sigortalının karşılıklı olarak aynı yükümlülük ve garanti çerçevesine dahi olmaları, sigortalı olmak için yatırılan meblağın karşılıklı teberru olması ve sigortayı yönetenlerin primlere malik olmamasıdır.

Bu sistem, ileride biraz detay bilgiler de vereceğim dört kuruluş ile gerçekleşmektedir: Şirket, sandık, vakıf ve kooperatif. Aşağıda, Sayın Yusuf Üstün’ün makalesinden alarak verdiğim bilgilerden anlaşılan odur ki, mevcut mevzuata göre ülkemizde ancak ‘kooperatif’ ile İslami sigortacılık yapılabilecektir. Şirket, sandık ve vakıf yoluyla islamî sigortacılık yapabilmek için kanun çıkarmak ve mevcut ilgili kanunlarda değişiklik yapmak gerekmektedir.

Mevcut yasal düzenlemelerin uygunluğu:

Ülkemizde sigortacılık faaliyetleri yakın bir zamana kadar ancak anonim şirket şeklinde kurulacak sermaye şirketlerince yapılabilir iken, 2007 yılında yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile bu şirket türüne kooperatifler de ilave edilmiştir. Bu ilave sigortacılık mevzuatımızın aynı zamanda AB müktesebatına uyum sürecinin bir gereği olarak da karşımıza çıkmıştır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun ‘Sigorta şirketlerinin ve reasürans şirketlerinin kuruluşu’ başlıklı 3’üncü maddesinde;

‘MADDE 3 – (1) Türkiye’de faaliyet gösterecek sigorta şirketleri ile reasürans şirketlerinin anonim şirket veya kooperatif şeklinde kurulmuş olması şarttır. Sigorta şirketleri ve reasürans şirketleri, sigortacılık işlemleri ve bunlarla doğrudan bağlantısı bulunan işler dışında başka işle iştigal edemez.

(3) Üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapmayan kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;

a) Mütüel (karşılıklı) sigortacılık yapması,

b) Ortak sayısının ikiyüzden az olmaması,

c) Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi, zorunludur.’

denilmektedir.

Ayrıca, 2011 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ‘Karşılıklı sigorta’ başlıklı 1402’nci maddesinde;

‘(1) Birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi birinin, belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir. ‘

denilmekte ve ‘mütüel sigortacılık, karşılıklı sigortacılık, kooperatif sigortacılığı veya tekafül’ olarak adlandırılabilecek sigortacılık faaliyetlerinin ancak kooperatif model ile yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Kaldı ki, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun henüz ilk maddesinde kooperatif tarif edilirken;

‘Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.’

denilmekte ve bir kooperatif organizasyonunun olmazsa olmazı ‘karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve kefalet’ vurgusu bir daha karşımıza çıkmaktadır.

Gelecek yazılarda diğer islâmî sigorta şekilleri ve kuruluşları hakkında bilgi verip hükümetten hukuki altyapıyı oluşturması talebinde bulunacağım. Ancak yukarıda verilen bilgilerden hareketle uygun kooperatiflerin hiç vakit kaybetmeden ‘mütüel sigorta (tekâfül)’ faaliyetini başlatmalarını hararetle tavsiye ediyor ve bekliyorum.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 1

Ünlü ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. Hayreddin Karaman Yeni Şafak gazetesindeki sütununda Tekâfül ve kooperatif sigortacılık mevzularında bir makale kaleme aldı. Bu mevzudaki makalelerinin devamının da geleceğini belirten Karaman’ın yazısını istifadenize sunuyoruz.

‘Mal canın yongasıdır’ derler; doğru sözdür; bu yüzden olmalıdır ki, canı korumayı ilke edinen İslam, diğer bazı değerler yanında, helal yoldan kazanılmış ve üzerine yüklenen zekat, vergi, karz-ı hasen gibi borçları da ödenmiş malı korumayı maksatlardan biri kılmıştır.

Malın çeşitlerine göre kayıp ve zarara uğrama ihtimalleri değişik olmakla beraber üründen haneye kadar her malın zarara uğraması veya tamamen kaybedilmesi riski vardır. Böyle bir zarar gerçekleştiğinde maruz kalanın altından kalkması, daha önce alıştığı meşru hayatı devam ettirmesi mümkün olmayabilir. İşte bu yüzden milattan önceki iki binli yıllardan beri insanlar, mal kaybı riskine karşı tedbirler düşünmüşler, sigorta da bunlardan bir olarak ortaya çıkmıştır.

Özellikle kapitalist düşünce ‘sinekten yağ çıkarma’ peşinde olduğu için insanların bu hassasiyet ve ihtiyaçlarını da kazanca çevirmenin yolunu bulmuş ve dünyada yaygın olan ‘ticari veya primli sigorta’ şeklini icad etmiştir. Bu şekil sigortayı genellikle şirketler yürütür, malını sigorta ettirmek isteyenden yıllık prim tahsil eder, bu primler sigorta şirketinin malı olur, prim ödeyen sigortalıya da, sigorta konusu malı zarara uğrarsa onu telafi etmeyi taahhüt eder. İhtimal gerçekleşmezse sigortalının parası yanar, sigortacı -reassürans şirketleri vasıtasıyla işi garantiye aldığı için- hemen daima kazanır ve bu zincir böylece devam eder gider.

İslam bu ihtiyacın bir kazanç vasıtası olmasına razı olmamış, karşılıklı yardımlaşma ve teberru (bağış) yoluyla ihtiyacın karşılanmasını tercih etmiştir.

Peki bu karşılıklı yardımlaşma (tekâfül) nasıl ve hangi kurum ve kuruluşlar aracılığı ile gerçekleşecek?

Binlerce karşılıklı sigortalıdan teberruları toplayacak, koruyacak, zararları ödeyecek, toplanan yetmezse ek kaynak temin edecek, artarsa verenlere iade edecek, uygulamalardan biri olarak toplanan paraları helal getirisi olan işlerde nemalandıracak… kurum ve kuruluşlara ihtiyaç olacağı aşikârdır.

Bu ihtiyaca cevap vermek üzere şirketler, vakıflar ve kooperatiflerden söz edilmiş ve bunların bir kısmı İslam dünyasında uygulanmaya başlamıştır.

Bu yazıda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi Sayın Yusuf Üstün’ün bir çalışmasından da yararlanarak kooperatif (mütüel, karşılıklı) sigorta çeşidini özetleyeceğim, sonraki yazılarda da diğer çeşitlerden söz edeceğim.

Sayın Üstün diyor ki:

‘Ülke ekonomimizin kendi kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından kooperatif model ülkemize büyük bir fırsat sunmaktadır.

Yabancı yatırımcıların 2005’lerden beri Türk sigorta sektöründeki payını artırdıkları gözlenmektedir. 2005 yılında sektörde yüzde 25 paya sahip yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin, bugün toplam prim üretimindeki payları yüzde 60’ların; ödenmiş sermaye içindeki payları ise yüzde 70’lerin üzerine çıkmıştır. Resmi rakamlara yansımamakla birlikte, ülkemiz sigorta sektöründe yabancı sermaye ağırlığı %96,8 düzeylerine çıkmış bulunmaktadır.

Öte yandan, 2012 yılı itibariyle Türkiye’deki 35 hayat dışı sigorta şirketinden 28’inin ve 23 hayat ve emeklilik şirketinden 16’sının yabancı ortaklı olduğu görülmektedir.

Sermaye şirketleriyle kooperatif şirket arasındaki en önemli farklardan bir tanesi, kooperatifin değişir ortaklı değişir sermayeli bir yapı olması, ortağın sermayesinin ne kadar çok olursa olsun bir oy hakkına sahip olmasıdır. Dolayısıyla tamamen milli kaynaklarla kurulan bir kooperatif sigorta şirketinin, diğer sermaye şirketi şeklinde organize edilen sigorta şirketlerinde son dönemde olduğu gibi bir yabancı fon tarafından satın alınması mümkün değildir. Çünkü tamamen kâr amacıyla hareket eden bu fonların yönetiminde hiçbir söz sahibi olmayacağı ya da her ortak gibi yalnızca bir oy hakkına sahip olacağı böyle bir yapıya, kâr gailesiyle ‘sermaye bağlaması’ pek de iktisadi görülmemektedir.

Öte yandan, sermaye şirketi şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin mevcut mevzuat hükümlerine göre en az 11 milyon TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarına (takriben 1 milyon TL) ihtiyaç bulunmaktadır. Oysa, kooperatif şeklinde kurulacak bir sigorta şirketi için en az 200 ortak yeterlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3’üncü ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 19’uncu maddeleri dikkate alındığında bu demektir ki (200 ortak x 100 TL=) 20.000 TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarıyla bir tekafül sigorta kooperatifi kurulabilecektir.’

(Devam edeceğim).

Kaynak

9’uncu Dünya Tekâfül Konferansı Dubai’de Yapılacak

Bu sene 9’uncusu düzenlenecek olan Dünya Tekâfül Konferansı 14-15 Nisan 2014 tarihlerinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde Dusit Thani Dubai otelinde gerçekleştirilecek. Teferrualı bilgi için aşağıdaki internet adresinden istifade edebilirsiniz.

9th World Takaful Conference

“Devlet Bankası Katılım’a Girmemeli”

İngiltere Durham Üniversitesi İslami Finans Program Direktörü Dr. Mehmet Asutay ‘Politik olarak kullanılan kamu bankacılığı, İslami bankacılığa girmemeli’ dedi. Asutay kamu bankalarının katılım bankacılığına dahil olmasını desteklemediğini belirtti. İslami finans için Türkiye’nin merkez olma potansiyelinin bulunduğunu kaydeden Asutay, ‘Önemli bir sukuk ihracı gerçekleştirildi. Hazine’de önemli bir sukuk hazırlığı daha var. Türkiye politik olarak da aktif bir şekilde biz bunun içindeyiz demesi gerekiyor. Bu konuda hala utangaç bir tavır var’ dedi. Türkiye’deki İslami bankaların ciddi şekilde içine kapalı olduklarını ifade eden Asutay, islami bankaların Türkiye’deki bankalar içindeki yüzde 5’lik payını artıracak potansiyele sahip olduğunun altını çizdi.

Türkiye’deki katılım bankalarının uyguladığı murabaha sistemini de eleştiren Asutay, bankaların bu şekilde kendilerini riske sokmadan para kazandıklarını söyledi. Asutay, katılım bankacılığında borçlanmaya dayalı bir sistem olan murabaha yerine kâr ve zararın paylaşıldığı müşarekenin kullanılmasının daha doğru olacağını belirtti. Asutay, Türkiye’de %75-80 civarında murabaha usulünün kullanıldığını belirtti.

Kaynak