“Vakıf Katılım Bankası” Kararı Resmileşti

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) Vakıf Katılım Bankası A.Ş adlı yeni birkatılım bankası kurulmasına izin veren kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kararda kurucu ortaklar Mazbut Vakıflar Adına T.C Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Bayezid Han-ı Sani (II. Bayezit) Vakfı, Mahmud Han-ı Evvel bin Mustafa Han (I. Mahmut) Vakfı, Mahmud Han-ı Sani bin Abdülhamid Han-ı Evvel (II. Mahmut) Vakfı ve Murad Paşa bin Abdusselam (Murat Paşa) Vakfı tarafından kurulan Vakıf Katılım Bankası A.Ş’nin sermayesinin 300 milyon ABD Doları karşılığı Türk Lirası olacağı kaydedildi.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Mevzuat Eleştirisi

Prof. Dr. Hayreddin Karaman Hoca tarafından kaleme alınan ve mevcut katılım bankaları mevzuatına eleştiriler getiren makaleyi aşağıda istifadelerinize sunuyoruz.

Katılım bankaları mevzuatı problemli

Türkiye’deki katılım bankaları (başka yerlerdeki adı faizsiz banka, islamî banka) asıl kazancını üç işlem ile sağlıyor: Murabaha, müşâreke ve leasing.

Bu üç işlem içinden en fazla (yüzde doksanın üstünde) uygulananı ise ‘finansal destek adıyla’ murabahadır. Müşâreke bankanın ve müşterinin sermaye koyarak yaptıkları ortak işleri, leasing ise bankanın satın aldığı bir malı veya hizmeti (mesela kiraladığı bir şeyi) müşteriye, belli bir süre sonunda malik olmasını sağlayacak şekilde kiraya vermesini ifade etmektedir.

Katılım bankalarının verdiği kredi kartı, bu bankaların özelliği sebebiyle ‘kredi kartı’ değil, ‘vekalet ve kefalet kartı’ olmalıdır. Kart hamili bankanın vekili olarak satın aldığı malı bankadan satın almalı, banka malın alındığından haberdar olunca mesaj yoluyla müşteriye peşin veya vadeli satmalıdır. Mevzuatta bu kartların böyle düzenlenmesi gerekir.

Daha ziyade problemli olan iki işlem murabaha ile leasingdir.

Mevcut mevzuata göre leasing ne alıp satmaya ne de kiralamaya uyuyor. Banka malı satın alıp kiraya veriyorsa, kira ilişkisi devam ettiği sürece malın sigortası ve kusursuz hasar ve eskime durumunda tamiri bankanın vazifesi olmalıdır; halbuki mevzuatında böyle değildir. Eğer banka malı müşteriye satmış ise bu takdirde kira almaması gerekir; halbuki uzun süre kira almaktadır.

Murabahaya (finansal desteğe) gelince burada problem (fıkha uygun olmama durumu) daha açık ve kesindir. Mevcut mevzuata göre bu işlem şöyle uygulanır: Müşteri bankaya başvurur, banka müşterinin satın almak istediği malı satan firmaya sipariş formu gönderir, bu formda ‘şu malı, filan kişiye satın, faturayı da ona kesin, bedelini ben ödeyeceğim’ der, firma bunu yapar ve bankaya bilgi verir, banka da ödediği bedele ilave yaparak müşteriyi borçlandırır.

Mevzuatta yazılı olan şekil olduğu gibi uygulandığında bunun caiz olmayacağı açıktır; çünkü müşterinin borcu ödenmekte ve kısa veya uzun vadede fazlasıyla tahsil edilmektedir.

Bu kanun çıktığı zaman katılım bankalarının en büyük işlem kalemi meşru olmaktan çıkıyordu; bir çare arandı ve şer’î danışmanlar tarafından –kanunda olmasa bile- müşteri ile banka arasında sözlü veya yazılı ‘vekalet’ usulü ortaya kondu. Buna göre banka müşteriye ‘malı banka adına satın alması ve sonra bankadan kendine satın alması’ için vekalet verecek, müşteri de böyle hareket edecekti. Bu formül işlemi meşru hale getiriyordu, fakat mevzuatta olmadığı için uygulanması mecburi değildi, ayrıca çalışanların ihmal etmeleri mümkündü.

Defalarca söyledik ve yazdık: ‘Şu katılım bankalarının mevzûatını faizsizlik esasına göre gözden geçirin ve uygun olmayan maddeleri değiştirin, bu cümleden olarak murabaha işleminde –daha önceleri olduğu gibi- çifte fatura uygulamasını getirin, vekil müşteri malı satın alınca bankaya fatura kesilsin, banka satınca da müşteriye fatura kessin, vergi durumunu rekabeti mümkün kılacak şekilde ayarlayın’ dedik, dinleyen ve yapan olmadı.

Biz bu bankaların yaşamasını ve başarılı olmasını gönülden isteriz ve destekleriz, yukarıda özetlediği pürüzlerin de vakit geçirmeden giderilmesini bekliyoruz.

Kaynak

Neova Sigorta Soma’yı Unutmadı

Türkiye’nin ilk ve tek Tekâfül şirketi olan Neova Sigorta, Soma’da yaşanan maden kazası sonrası musibetzede ailelere 1.000.000 TL bağışlama kararı aldı.

Neova Sigorta, salı günü yapmış olduğu yönetim kurulu toplantısında, Soma’da şehit olan madencilerin ailelerine verilmek üzere 1 milyon TL bağış yapma kararı aldı.  Konu hakkında açıklama yapan Neova Sigorta CEO’su Özgür Bülent KOÇ, Neova Sigorta yönetim kurulunun bu elim hadiseden büyük üzüntü duyduğunu belirterek; “Acımız çok büyük, ancak şimdi dayanışma zamanı. Oradaki aileler bizim de ailelerimiz, yetimler bizim de çocuklarımız. Milletimizin geride kalanlara sahip çıkacağından hiç şüphemiz yoktur. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum” dedi.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 2

İslâmî sigorta sisteminin temel kuralı, sigortacı ile sigortalının karşılıklı olarak aynı yükümlülük ve garanti çerçevesine dahi olmaları, sigortalı olmak için yatırılan meblağın karşılıklı teberru olması ve sigortayı yönetenlerin primlere malik olmamasıdır.

Bu sistem, ileride biraz detay bilgiler de vereceğim dört kuruluş ile gerçekleşmektedir: Şirket, sandık, vakıf ve kooperatif. Aşağıda, Sayın Yusuf Üstün’ün makalesinden alarak verdiğim bilgilerden anlaşılan odur ki, mevcut mevzuata göre ülkemizde ancak ‘kooperatif’ ile İslami sigortacılık yapılabilecektir. Şirket, sandık ve vakıf yoluyla islamî sigortacılık yapabilmek için kanun çıkarmak ve mevcut ilgili kanunlarda değişiklik yapmak gerekmektedir.

Mevcut yasal düzenlemelerin uygunluğu:

Ülkemizde sigortacılık faaliyetleri yakın bir zamana kadar ancak anonim şirket şeklinde kurulacak sermaye şirketlerince yapılabilir iken, 2007 yılında yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile bu şirket türüne kooperatifler de ilave edilmiştir. Bu ilave sigortacılık mevzuatımızın aynı zamanda AB müktesebatına uyum sürecinin bir gereği olarak da karşımıza çıkmıştır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun ‘Sigorta şirketlerinin ve reasürans şirketlerinin kuruluşu’ başlıklı 3’üncü maddesinde;

‘MADDE 3 – (1) Türkiye’de faaliyet gösterecek sigorta şirketleri ile reasürans şirketlerinin anonim şirket veya kooperatif şeklinde kurulmuş olması şarttır. Sigorta şirketleri ve reasürans şirketleri, sigortacılık işlemleri ve bunlarla doğrudan bağlantısı bulunan işler dışında başka işle iştigal edemez.

(3) Üyeleri dışındaki kişilerle sigorta sözleşmesi yapmayan kooperatif şeklinde kurulan sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin;

a) Mütüel (karşılıklı) sigortacılık yapması,

b) Ortak sayısının ikiyüzden az olmaması,

c) Yöneticilerine herhangi bir ayrıcalık vermemesi, zorunludur.’

denilmektedir.

Ayrıca, 2011 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ‘Karşılıklı sigorta’ başlıklı 1402’nci maddesinde;

‘(1) Birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi birinin, belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararlarını tazmin etmeyi borçlanmaları karşılıklı sigortadır. Karşılıklı sigorta faaliyeti ancak kooperatif şirket şeklinde yürütülebilir. ‘

denilmekte ve ‘mütüel sigortacılık, karşılıklı sigortacılık, kooperatif sigortacılığı veya tekafül’ olarak adlandırılabilecek sigortacılık faaliyetlerinin ancak kooperatif model ile yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Kaldı ki, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun henüz ilk maddesinde kooperatif tarif edilirken;

‘Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir.’

denilmekte ve bir kooperatif organizasyonunun olmazsa olmazı ‘karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve kefalet’ vurgusu bir daha karşımıza çıkmaktadır.

Gelecek yazılarda diğer islâmî sigorta şekilleri ve kuruluşları hakkında bilgi verip hükümetten hukuki altyapıyı oluşturması talebinde bulunacağım. Ancak yukarıda verilen bilgilerden hareketle uygun kooperatiflerin hiç vakit kaybetmeden ‘mütüel sigorta (tekâfül)’ faaliyetini başlatmalarını hararetle tavsiye ediyor ve bekliyorum.

Kaynak

Hayreddin Hoca’dan Tekâfül Makalesi – 1

Ünlü ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. Hayreddin Karaman Yeni Şafak gazetesindeki sütununda Tekâfül ve kooperatif sigortacılık mevzularında bir makale kaleme aldı. Bu mevzudaki makalelerinin devamının da geleceğini belirten Karaman’ın yazısını istifadenize sunuyoruz.

‘Mal canın yongasıdır’ derler; doğru sözdür; bu yüzden olmalıdır ki, canı korumayı ilke edinen İslam, diğer bazı değerler yanında, helal yoldan kazanılmış ve üzerine yüklenen zekat, vergi, karz-ı hasen gibi borçları da ödenmiş malı korumayı maksatlardan biri kılmıştır.

Malın çeşitlerine göre kayıp ve zarara uğrama ihtimalleri değişik olmakla beraber üründen haneye kadar her malın zarara uğraması veya tamamen kaybedilmesi riski vardır. Böyle bir zarar gerçekleştiğinde maruz kalanın altından kalkması, daha önce alıştığı meşru hayatı devam ettirmesi mümkün olmayabilir. İşte bu yüzden milattan önceki iki binli yıllardan beri insanlar, mal kaybı riskine karşı tedbirler düşünmüşler, sigorta da bunlardan bir olarak ortaya çıkmıştır.

Özellikle kapitalist düşünce ‘sinekten yağ çıkarma’ peşinde olduğu için insanların bu hassasiyet ve ihtiyaçlarını da kazanca çevirmenin yolunu bulmuş ve dünyada yaygın olan ‘ticari veya primli sigorta’ şeklini icad etmiştir. Bu şekil sigortayı genellikle şirketler yürütür, malını sigorta ettirmek isteyenden yıllık prim tahsil eder, bu primler sigorta şirketinin malı olur, prim ödeyen sigortalıya da, sigorta konusu malı zarara uğrarsa onu telafi etmeyi taahhüt eder. İhtimal gerçekleşmezse sigortalının parası yanar, sigortacı -reassürans şirketleri vasıtasıyla işi garantiye aldığı için- hemen daima kazanır ve bu zincir böylece devam eder gider.

İslam bu ihtiyacın bir kazanç vasıtası olmasına razı olmamış, karşılıklı yardımlaşma ve teberru (bağış) yoluyla ihtiyacın karşılanmasını tercih etmiştir.

Peki bu karşılıklı yardımlaşma (tekâfül) nasıl ve hangi kurum ve kuruluşlar aracılığı ile gerçekleşecek?

Binlerce karşılıklı sigortalıdan teberruları toplayacak, koruyacak, zararları ödeyecek, toplanan yetmezse ek kaynak temin edecek, artarsa verenlere iade edecek, uygulamalardan biri olarak toplanan paraları helal getirisi olan işlerde nemalandıracak… kurum ve kuruluşlara ihtiyaç olacağı aşikârdır.

Bu ihtiyaca cevap vermek üzere şirketler, vakıflar ve kooperatiflerden söz edilmiş ve bunların bir kısmı İslam dünyasında uygulanmaya başlamıştır.

Bu yazıda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi Sayın Yusuf Üstün’ün bir çalışmasından da yararlanarak kooperatif (mütüel, karşılıklı) sigorta çeşidini özetleyeceğim, sonraki yazılarda da diğer çeşitlerden söz edeceğim.

Sayın Üstün diyor ki:

‘Ülke ekonomimizin kendi kaynaklarımızla büyüyebilmesi açısından kooperatif model ülkemize büyük bir fırsat sunmaktadır.

Yabancı yatırımcıların 2005’lerden beri Türk sigorta sektöründeki payını artırdıkları gözlenmektedir. 2005 yılında sektörde yüzde 25 paya sahip yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin, bugün toplam prim üretimindeki payları yüzde 60’ların; ödenmiş sermaye içindeki payları ise yüzde 70’lerin üzerine çıkmıştır. Resmi rakamlara yansımamakla birlikte, ülkemiz sigorta sektöründe yabancı sermaye ağırlığı %96,8 düzeylerine çıkmış bulunmaktadır.

Öte yandan, 2012 yılı itibariyle Türkiye’deki 35 hayat dışı sigorta şirketinden 28’inin ve 23 hayat ve emeklilik şirketinden 16’sının yabancı ortaklı olduğu görülmektedir.

Sermaye şirketleriyle kooperatif şirket arasındaki en önemli farklardan bir tanesi, kooperatifin değişir ortaklı değişir sermayeli bir yapı olması, ortağın sermayesinin ne kadar çok olursa olsun bir oy hakkına sahip olmasıdır. Dolayısıyla tamamen milli kaynaklarla kurulan bir kooperatif sigorta şirketinin, diğer sermaye şirketi şeklinde organize edilen sigorta şirketlerinde son dönemde olduğu gibi bir yabancı fon tarafından satın alınması mümkün değildir. Çünkü tamamen kâr amacıyla hareket eden bu fonların yönetiminde hiçbir söz sahibi olmayacağı ya da her ortak gibi yalnızca bir oy hakkına sahip olacağı böyle bir yapıya, kâr gailesiyle ‘sermaye bağlaması’ pek de iktisadi görülmemektedir.

Öte yandan, sermaye şirketi şeklinde kurulacak bir sigorta şirketinin mevcut mevzuat hükümlerine göre en az 11 milyon TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarına (takriben 1 milyon TL) ihtiyaç bulunmaktadır. Oysa, kooperatif şeklinde kurulacak bir sigorta şirketi için en az 200 ortak yeterlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3’üncü ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 19’uncu maddeleri dikkate alındığında bu demektir ki (200 ortak x 100 TL=) 20.000 TL’lik bir kuruluş sermayesi ve ilave kuruluş masraflarıyla bir tekafül sigorta kooperatifi kurulabilecektir.’

(Devam edeceğim).

Kaynak

Tekâfül Yerine “Katılım Sigortacılığı”

KATILIM BANKACILIĞI VE FAZİSİZ FİNANS ÇALIŞTAYI 21-23 ARALIK 2013’DE KIZILCAHAMAM’DA DÜZENLENDİ 

 

Ülkemizin ekonomik, sosyal, siyasi ve yasal koşulları, toplumun katılım bankacılığı ve faizsiz finansa ilişkin algıları ve bu alandaki yurt içi ve yurt dışı mevcut uygulamalar göz önünde bulundurularak; ülkemizde faizsiz finans piyasasının sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde gelişiminin temin edilmesi için temel dinamiklerin belirlenmesi ve gerekli altyapıların oluşturulmasına yönelik strateji ve eylem planlarına katkı sağlayacak somut önerilerin ortaya konulması amacıyla “Katılım Bankacılığı ve Faizsiz Finans Çalıştayı” düzenlenmiştir. BDDK ve TKBB ev sahipliğinde düzenlenen çalıştay Asya Termal Kızılcahamam Otel’de gerçekleştirilmiştir.
Çalıştayın çalışma konuları, “Kurumsal İletişim, Algı ve İtibar Yönetimi”, “Eğitim, İnsan Kaynağı, Sertifikasyon”, “Danışma Kurulları”, “Ürün Çeşitliliği (Kaynak)”, “Ürün Çeşitliliği (Plasman)”, “Piyasalar”, “Sigortacılık, BES”, “Standartlar ve Düzenleme” ile “Strateji, Koordinasyon, İnovasyon” başlıklı dokuz alt çalışma grubunda ele alınmıştır.

Çalıştayın ana moderatörü Syracuse Üniversitesi Finans Bölüm Başkanı Sayın Prof. Dr. Yıldıray Yıldırım, TKBB Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ufuk Uyan ve BDDK Başkanı Sayın Mukim Öztekin’in açılış konuşmalarını yaptığı çalıştayın ana konuşmacısı SPK Başkanı Sayın Dr. Vahdettin Ertaş olmuştur.

Çalıştayın ilk gününde katılım bankacılığı ve faizsiz finans konusuyla ilgili tüm tarafların bir araya getirilmesi amacıyla, BDDK Başkanı Sayın Mukim Öztekin’in moderatörlüğünde “Türkiye’nin Faizsiz Finansa İlişkin Vizyonu: Türkiye Modeli” konulu panel oturumu gerçekleştirilmiştir. Panel oturumuna, Hazine Müsteşar Yardımcısı Sayın Burhanettin Aktaş, SPK Başkanı Sayın Dr. Vahdettin Ertaş, TCMB Başkan Yardımcısı Sayın Murat Çetinkaya, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Sayın Prof. Dr. Ahmet Yaman, YÖK Üyesi Sayın Prof. Dr. Mehmet Bulut ve Borsa İstanbul Başkanı Sayın Dr. M. İbrahim Turhan panelist olarak katılmışlardır. Panel oturumunun ardından BDDK Başkan Yardımcısı Sayın Murat Türker ve Sayın Prof. Dr. Yıldıray Yıldırım’ın çalıştayın önemi ve yöntemi konularında yaptıkları konuşmaları takiben çalıştay oturumlarına geçilmiştir. 
McKinsey&Company Ülke Başkanı Sayın Özgür Tanrıkulu’nun “Katılım Bankaları İçin Uluslararası Fırsatlar ve Türkiye Modeli” konulu konuşmasının olduğu çalıştayın ikinci gününde, çalışma gruplarının katılımıyla ortak oturum düzenlenmiş ve akabinde çalıştaya devam edilmiştir.

Üç gün süren çalıştayın son gününde, ana moderatörün başkanlığında masa moderatörlerinin katıldığı bir panel düzenlenmiş ve TKBB Genel Sekreteri Sayın Osman Akyüz ile BDDK Başkan Yardımcısı Sayın Murat Türker’in kapanış konuşmalarını takiben çalıştay son bulmuştur. Çalıştaya, Hazine Müsteşarlığı, BDDK, TCMB, SPK, Diyanet İşleri Başkanlığı, BİAŞ ve TKBB’den yetkililer, Katılım Bankalarının orta ve üst düzey yöneticileri, akademisyenler, özel sektör temsilcileri, Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası başta olmak üzere yurtdışından ilgili kurum yöneticilerin de bulunduğu toplam 93 kişi katılmıştır.
Çalıştayın özet sonuç bildirgesine aşağıda yer verilmiştir.
Kurumsal İletişim, Algı ve İtibar Masası: Katılım bankaları ile konvansiyonel bankalar arasındaki finansa yönelik yaklaşım farklılığı olduğu ve bu kapsamda algı bozukluğuna sebep olan noktaların düzeltilmesi gerekliliği görüşülmüştür. Algı yönetimi uygulamalarında, sistemin somut ekonomik ve etik yararları üzerinde durularak, katılım bankalarının milli ekonomiye ve topluma sağlayacağı olumlu katkılara yer verilmesinin ve sistemin felsefesinin anlatılmasında daha fazla çabanın sarf edilmesinin önemli olduğu kabul edilmiştir. Sistemin tüm taraflarınca itibar edilecek ortak değerler belirlenerek, bu kapsamda kendilerine özgü etik ilkeler, kurumsal yönetim ilkeleri ile faizsiz finansın kendisine özgü teamüllerinin oluşturulması ve bu ilkelere mevcut ve müstakbel faizsiz finans kurumlarınca sadık kalınmasını sağlayacak yapıların tesis tesis edilmesinin kritik önemi haiz olduğuna karar verilmiştir.
Eğitim, İnsan Kaynağı ve Sertifikasyon Masası: Katılım bankacılığı ve faizsiz finans alanında en önemli beşeri kaynak unsuru olan üniversitelerde en önemli eksikliğin ekonomi-finans nosyonuna vakıf ilahiyatçı ile İslam hukuk kuralları ve moral değerlerine vakıf iktisatçı-finansçı akademisyen eksikliği olduğu belirtilmiştir. Beşeri altyapının iyileştirilmesi amacıyla konu ile ilgili fakültelerde yer alması gereken ders programları görüşülmüştür. Katılım bankacılığı ve faizsiz finansa yönelik, Türkçe kaynak ve faizsiz finans alanında lisanslama sınavlarının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Eğitim, insan kaynağı ve sertifikasyon alanında yürütülen tüm faaliyetlerin, İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında nitelikli işgücü havuzunun oluşturulmasına önemli katkılar sağlayacağı değerlendirilmiştir.
Danışma Kurulları Masası: İstanbul’un faizsiz finansın merkezi haline getirilmesi, bu alanda Türkiye ekolünün oluşturulması, faizsiz finans kurumları arasında uygulama birliği sağlanması, ilgili kuruluşların faizsizlik ilkesine uyduğuna ilişkin güvenin tesis edilmesi ve Türkiye’deki faizsiz finans uygulamalarının hem yurtiçi hem de yurtdışında geniş kitleler tarafından kabul görmesinin sağlanması amacıyla geniş tabanlı, bağımsız, kararları bağlayıcı olan bir üst danışma kurulu oluşturulmasının önemli olduğu vurgulanmıştır. Bu çerçevede, üst danışma kurulunun yasal konumu, organizasyon yapısı, görevleri, çalışma prensipleri, üyelik kriterleri, kararlarının bağlayıcılık durumu gibi konular müzakere edilmiştir. 
Ürün Çeşitliliği (Kaynak) Masası: Ülke içindeki tasarrufların gayrimenkul ve benzeri mobilitesi olmayan araçlardan faizsiz finansal ürünlere yönlendirilmesi görüşülmüştür. Katılım bankacılığının temel felsefesine en uygun olan katılıma ve ortaklığa dayalı kaynak toplama ürünlerinin geliştirilmesi yönünde stratejiler belirlenmesinin önemine vurgu yapılmıştır. Bununla birlikte, varlık teminatlı sukuk ve varlığa dayalı sukuk gibi ürünlerle seküritizasyona yönelik çalışmaların artırılması, vergi kanunlarında faizsiz finans araçlarına ilişkin dezavantaj oluşturacak düzenlemelerin ortadan kaldırılması, faizsiz finansal ürünlerin çeşitliliğin artırılması ve bu ürünlere yatırım yapılmasını teşvik edici yönde kamu tarafından gerekli düzenlemelerin yapılması önerilmiştir. 
Ürün Çeşitliliği (Plasman) Masası: Katılım bankalarının murabaha ağırlıklı plasman yapısına alternatif ürünler üzerinde çalışmalar yapılmış olup, katılım bankacılığının temelini oluşturan mudaraba ve müşaraka ürünlerinin geliştirilmesi için yapılabilecek düzenlemeler tartışılmıştır. Murabaha yöntemi ile gerçekleştirilen konut ve taşıt finansmanının azalan müşaraka ve finansal kiralama yöntemiyle gerçekleştirilebilmesi için gerekli mevzuat düzenlemeleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca, gerekli mevzuat değişikliklerinin gerçekleştirilmesi ve Borsa İstanbul’un ilgili pazarlarında emtia işlemlerinin fiziki olarak değişimine imkân sağlanması durumunda tavarruk ürününün yurt içi piyasalarda gerçekleştirilebileceği, özellikle MENA bölgesindeki fonların tavarruk işlemleri ile Londra Metal Borsası’nın yanında Türkiye’ye de yönlendirilmesinin sağlanabileceği hususu değerlendirilmiştir. 
Piyasalar Masası: Katılım bankalarının kullanabileceği ürünlerle ilgili olarak mevcut piyasalar, ihtiyaç duyulan yeni piyasaların oluşturulması, bunlarla ilgili altyapı, düzenleme, likidite ihtiyacı, müşteri işlemleri, işlem yapılacak ürün ve yapılar görüşülmüş ve özellikle katılım bankalarının kısa vadeli fonlama ihtiyacının çok fazla olduğu anlaşılmıştır. Piyasadaki karpayı oranların arttığı son bir yılda, katılım bankaları aktif getirisinin bu ölçüde artmadığı, bunun sonucunda gerçekleşen fon çıkışları ile kısa vadeli fonlama ihtiyaçlarının daha da arttığı üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede, TCMB ve Borsa İstanbul’da yapılabilecek işlemler ve kurulacak yapılar görüşülmüştür.
Sigortacılık Masası: “Tekafül” ifadesi yerine uygulayıcılar tarafından “katılım sigortacılığı” ifadesinin kullanılması ve yaygınlaştırılması fikri benimsenmiştir. Mevcut mevzuat bakımından katılım sigortacılığı yapılmasında bir engel bulunmadığı ancak, katılım sigortacılığının tanımlanması amacıyla meri mevzuatta yer alan ikramiye ve indirim karşılığı rezervinin açıklanması ve detaylandırılmasının uygun olacağı görüşülmüştür. Mevcut alternatif enstrümanların zenginleştirilmesi ve katılım sigortacılığı ile bireysel emeklilik sistemi ihtiyaçları çerçevesinde kaynak çeşitlendirilmesine gidilmesi ve likiditenin artırılması, bununla birlikte ulusal ve uluslar arası koordinasyonun sağlanması ve bu alanda kurumsallaşmayı teminen dernekleşmeye gidilmesi kararlaştırılmıştır.
Standartlar ve Düzenleme Masası: Düzenlemelerde ilke olarak, ortak konularda aynı düzenlemelere tabi olunması, faizsiz finansa ilişkin ihtiyaç duyulan düzenlemelerin konvansiyonel sistemle ayrıştığı noktalarda çözüm aranması ve düzenlemeler yapılması kabul edilmiştir. Faizsiz finansla konvansiyonel sistem arasında mevcut düzenlemelerde yer alan eşitsizliklerin tespit edilip ortadan kaldırılmasının önemli olduğu vurgulanmıştır. Özellikle yurtdışı piyasalara açılmada tercüme edilen kavramların anlaşılmasının zorluğu nedeniyle tüm düzenlemelerde katılım bankacılığı ve faizsiz finans terminolojisinin uluslararası kabul görmüş kavramlara uygun hale getirilmesi görüşülmüştür.

Strateji, Koordinasyon ve İnovasyon Masası: Katılım bankalarının daha ölçülebilir hedefler belirleyebilmeleri için TKBB başta olmak üzere hükümetin ve ilgili tüm otoritelerin bu konuyla ilgili hedeflerinin net bir şekilde ifade edilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır. Önemli bir gelişme olarak, kamu katılım bankasının kurulacak olması ve bununla birlikte İslam Kalkınma Bankası’nın (IDB) Mega Islamic Bank projesinin gündemde olması dört katılım bankasının kendi stratejileri açısından özellikle haksız rekabet yaratıp yaratmayacağı konusu üzerinde durulmuştur. Büyüme hedefi belirlenirken sürdürülebilirlik ve ölçek ekonomisinin önemine vurgu yapılmıştır. Katılım bankalarının sürdürülebilir bir büyümeyi yakalayabilmesi için ürün inovasyonun önemli olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır. Katılım bankacılığı ve faizsiz finans alanında bölgesel rekabet üstünlüğü sağlamak ve bir merkez olabilmek amacıyla koordinasyonun önemli olduğu kabul edilmiş ve hem yurt içi hem de yurt dışı koordinasyon konusunda önerilerde bulunulmuştur. 

Diyanet Bankacılık Alanında Fetva Vermeye Hazırlanıyor

Bugüne kadar bankacılık ve finans sektöründeki ürün ve hizmetlerle ilgili sorulara bağlayıcılığı olan fetvalar vermekten kaçınan Diyanet İşleri Başkanlığı, yeni dönemde bankacılık sektörü ile doğrudan çalışarak daha etkin fetvalar vermeye hazırlanıyor. Hem bankacılık kesiminden gelen talepleri karşılamak hem de vatandaşın ekonomi ve finans alanındaki dini ihtiyaçlarıyla ilgili sorulara cevap vermek için kolları sıvayan Diyanet İşleri Başkanlığı ilk etapta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile bir araya gelecek. BDDK’nın Aralık ayının sonunda düzenleyeceği faizsiz finans sektörünün gelişimine yönelik çalıştaya katılacak olan Diyanet İşleri yetkilileri, bankacılık ve finans sektöründeki ürün ve hizmetlerle ilgili fetvalar vermeye başlayacak.

BANKALAR BUNU BEKLİYORDU

Diyanet’in bankacılık sektörüyle ilgili fetvalar vermesi katılım bankalarının uzun süredir beklediği bir gelişmeydi. Diyanet’in şimdiye dek katılım bankalarının çıkardığı ürün ve hizmetlerle ilgili ‘caizdir’, ya da ‘caiz değildir’ gibi fetva vermekten kaçınması ile bu bankalar, vatandaş nezdinde itibar kazanamıyordu. Yeni dönemde katılım bankaları açısından üst fetva makamı olması beklenen Diyanet’in, geleneksel bankaların çıkardığı finansal ürünlerle ilgili fetva vermesi de mümkün olabilecek.

TOPTAN ‘RED’ÇİLER VAR

Sektörü yakından tanıyan uzmanlara göre, katılım bankalarının daha hızlı büyümesi için öncelikle olumsuz algının kırılması gerekiyor. Türkiye’de üç tip kitle olduğunu belirten kaynaklar, bu kitlelerin faizsiz bankacılıkla ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor: ‘Katılım bankalarının gerekliliğine inananlar. Gerekliliğine inanan ancak faaliyetleriyle ilgili tereddüt taşıyanlar. Üçüncüsü ise, katılım bankalarının diğer bankalardan farklı olmadığını iddia edenler. Dolayısıyla birinci kesimle sorunumuz yok. İkinci kesim ise ürün ve hizmetlerin meşruiyet çerçevesinde olduğu noktasında onların ikna edilmesi gerekenler. Üçüncüsü ise toptan retçiler. Türkiye’de katılım bankacılığının büyümesinin önündeki en büyük engellerden biri.’

BDDK LİDERLİĞİNDE ÇALIŞMA

Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) liderliğinde ise katılım bankacılığının geliştirilmesi için bir çalışma grubu da oluşturdu. Çalışma grubu, ‘Bu alanda nasıl yol alınır?’, ‘Katılım bankaları nasıl geliştirilir?’, ‘Dışsal etkiler nelerdir?’ gibi sorularla bir yol haritası oluşturmaya çalışıyor. BDDK liderliğinde devam eden çalışma grubuna, katılım bankalarından temsilciler de katılıyor. Çalışmalar sonunda bir de çalıştay organize edilmesi düşünülüyor. Buraya BDDK uzmanları, akademisyenlerin, Diyanet fetva makamları ve katılım bankacılığı tarafları davet edilecek.

Dini hassasiyet var

Bilgi veren Kaynaklara göre, Katılım Bankaları ilk 1965’de Mısır’da gündeme geldi ve 1975’de İslam Bankası’nın kurulmasıyla evrensel bir nitelik kazandı. Bu bir ihtiyaçtan ortaya çıktığı ve olabilecek en uygun mekanizma olarak kabul edildi. Kaynaklar, ‘Ancak dini konular gündeme geldiğinde, bir kısım insanlar hassasiyetlerini gösterip çok daha uç noktada kalmayı tercih edebiliyorlar’ diyor.

Bankacılıkta diyanet süreci

BDDK çalıştayının Aralık sonu düzenlenmesinin planladığı bilgisini veren kaynaklar, ‘BDDK’nın bu çalıştayına Diyanet’ten temsilcilerin dahil edilmesi çok olumlu gelişmedir. Diyanetin de bu işin içinde olması, bu sistemde varsa eleştiri noktaları açık ve net ortaya koyması, eleştirilerin tatmin edici cevaplandırılması ile bu algı çözülür diye düşünüyorum.’ değerlendirmesini yaptı.

Devletin katılıma girmesi ateşledi

Diyanet’in fetva makamı ile bankacılık alanında etkin rol almaya hazırlanmasını değerlendiren uzmanlar, bu gelişmenin devletin üç tane katılım bankası kurmaya hazırlandığı bir döneme denk gelmesinin tesadüf olmadığını belirtiyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha önce devletin katılım bankacılığı alanına gireceğini belirterek, Ziraat Bankası, Halk- bank ve Vakıfbank’ın önümüzdeki dönemde birer tane katılım bankası kurması için çalışma başlattıklarını duyurmuştu. Babacan ayrıca, dünyadaki faizsiz bankaların likidite ihtiyaçlarını karşılamak üzere Türkiye öncülüğünde bir Mega İslam Bankası kurmak istediklerini de dile getirmişti.

Yanlış algı kırılmalı

Türkiye’de 1.65 trilyon liralık aktif büyüklüğe ulaşan bankacılık sektöründe katılım bankalarının payı yüzde 5.5 gibi düşük bir seviyede bulunuyor. Daha önce isimleri ‘faizsiz banka’ iken geçtiğimiz yıllarda ‘katılım bankaları’ adını alan sektörün, Türkiye’de yaklaşık 30 yıldır faaliyet göstermesine rağmen bankacılıktaki pazar payını yüzde 5’in üzerine çıkaramamasının nedenleri yeni dönemde masaya yatırılacak. Bu nedenlerin başında ise, vatandaşın zihnine yerleşmiş olan, ‘faizsiz banka ile fazili banka arasında hiçbir fark yok’ şeklindeki algının geldiği belirtiliyor.

Kaynak